İletişim Adresi

   
  ORHAN YILDIZ
  Lubnan, Malezya, Mogolistan, Myanmar ve Nepal
 


LÜBNAN, MALEZYA, MOGOLİSTAN, MYANMAR ve NEPAL

LÜBNAN


DEVLETİN ADI: Lübnan Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ: Beyrut
YÜZÖLÇÜMÜ: 10.400 km2
NÜFUSU: 2.900.000
RESMİ DİLİ: Arapça
DİNİ: İslâm, Hıristiyan, Dürzî
PARA BİRİMİ: Lübnan Lirası

Güneybatı Asya’da ve DoğuAkdeniz kıyısında bulunan bir Ortadoğu devleti. Lübnan’ın kuzey ve doğusunda Suriye, güneyinde İsrâil ve batısında Akdeniz bulunur.

Dinleri, ırkları ve kültürleri birbirinden çok farklı olan insanların yaşadığı, bitki örtüsü ve iklim bakımından da tezatlara sâhip, karışık bir ülkedir. Bu yüzden Ortadoğu’nun İsviçre’si sayılır.

Târihi

Lübnan’ın en eski târihi Fenikeliler’le başlar. Fenikeliler’den sonra Lübnan’a sırasıyla Âsurlular, Yeni Bâbilliler, Persler, Makedonyalılar ve Romalılar sâhip oldular.

Hazret-i Ömer zamânında, 643 yılından îtibâren Suriye’nin fethi için gönderilen İslâm orduları, aynı târihlerde Lübnan’ı da fethetti. Bu arada Suriye’den göç eden Marunî Arapları, Lübnan Dağlarının kuzey bölgelerine yerleştiler. Bugünkü iç karışıklıkların sebebi olan Dürzîler ise on birinci yüzyılda güneyden Lübnan’a girdiler.

Lübnan daha sonra Haçlı saldırılarına mâruz kaldı ve birçok küçük Haçlı devletçikleri kuruldu. Bunlar da Memlûkler zamânında özellikle Baybars ve Kalavun dönemlerinde temizlendi.

Osmanlı Devletinin ilk olarak Müslümanların halîfesi ünvânına da sâhip olan pâdişâhı Yavuz Sultan Selim Han, 1516 ve 1517’deki Mısır Seferi sırasında Memlük Devletine son vermiş ve Lübnan’ı da Osmanlı sancağı yapmıştı.

Osmanlı adâlet ve idâresindeki Lübnan, özel bir statüye sâhipti. Otonom idâre sistemiyle yönetilirdi ve ayrı bir vergi (haraç) sistemine tâbiydi. Dolayısıyla Lübnan, refah seviyesi yüksek, türlü kolaylıklara sâhip ve harplerden uzak bir hâlde sâkin bir sancaktı. Komşu bölgelerin insanları akın akın Lübnan’a göç ederek nüfusu arttırmaya başladı. Bu kadar rahatlığa rağmen Fakreddin Maan adlı bir Dürzî yönetiminde iken, Osmanlı Devletiyle münâsebetleri bozuldu. Maan, 1613’te Osmanlı ordusunun korkusuyla İtalya’ya kaçtıysa da 1618’de geri döndü. Mısır’a kadar sınırlarını genişletti. Nihâyet 1633’te gerekli cezâsı verildi.

1799’da Napolyon’a karşı Akka’da, Lübnan idârecilerinden olan Başir-II muhârebe ederek Fransızlar bozguna uğratıldı. Lübnan tam 402 yıl Osmanlı idâresi altında kaldı. Son dönemlere doğru Lübnan’da sayıları artan Dürzî ve Marunîler, isyanlar çıkarmaya başlamıştı. Fransızlar Marunîleri, İngilizler ise Dürzîleri destekliyorlardı. Nihâyet Birinci Cihan Harbi sonunda Lübnan, Fransız mandası altına girdi. 1926’da çıkan Dürzî Atraş Paşa isyânı büyük bir katliam sonucu bastırıldı.

Kıtalara hâkim Osmanlı Devleti yıkılınca, bütün bölgelerde olduğu gibi Lübnan’da da idârî sistem tamâmen bozularak karışıklıklar arttı. Sultan İkinci Abdülhamîd Han zamanında Osmanlı Devletinin en büyük ve en gelişmiş şehirlerinden biri olan Beyrut, savaş alanına döndü. 1941’de Fransa mandası altında bağımsız oldu. 1943’te manda da kaldırıldı, seçimler yapıldı. Hükûmet ve idârî sistemde dinlerin eşit etkisi esas olmak üzere hazırlanan Millî Pakt (1943’te) kabul edildi.

Buna göre, Lübnan batı ile dost olan Arap Birliği üyesi bir devlet oluyordu. 1945’te Birleşmiş Milletlere katıldı.

Arap-İsrâil Harbinde,Arap devletleri safında İsrâil’e taarruz etti. Harbin sonunda yurtsuz kalan 400.000 Filistinli, Güney Lübnan’da mülteci kamplarına alındı. Bugün dış güçlerin müdâhalesi ile Lübnan iç savaşı, tedâvisi mümkün olmayan kangren hâline gelmiştir. 1975’ten bu yana iç savaş muhtelif şekiller değiştirerek devâm etmektedir.

Fizikî Yapı

Güneybatı Asya’da 33°-35° kuzey enlemleri ve 35°-36° doğu boylamları arasında yer alan Lübnan, ismini, “Beyaz Karlar” mânâsına gelen Lübnan Dağlarından alır.

Küçük bir ülke olmasına rağmen fizikî yapı oldukça farklıdır. Kuzeyden güneye 217 km uzunluğa ve doğudan batıya 32 ila 80 km kadar genişliğe sâhip olan ülke, başlıca dört bölgeye ayrılabilir: Kıyı bölgeleri, Bekaa Vâdisi, Lübnan Dağları, Antil Lübnan Dağları. Kıyı bölgeleri verimli olup, nüfûsu kalabalık olan tarım alanlarıdır. Önemli ticâret merkezleri buradadır.

169 km uzunluğunda ve yaklaşık 10-56 km genişliğindeki Lübnan Dağları denizin yanısıra uzanır. Yükseklikleri kuzeyde 3100 m ve Beyrut civârında ise 2500 m’ye ulaşır. Bu dağları yer yer yaklaşık 300 m derinliğindeki kanyonlar kesmektedir. Bu dağlara paralel olan Anti-Lübnanlar ise Suriye sınırını teşkil ederler.

Lübnan Dağlarının sona erdiği yerde yaklaşık 180 km uzunluğunda ve 10 ila 16 km genişliğindeki Bekaa vâdisi yer alır. Kuzeydeki Oronte ve güneydeki Litani nehirleri buradan doğar.

10.400 km2lik yüzölçümü olan Lübnan’ın en yüksek yerleri Kurnet-es Sauda ve 2814 m ile Hermon Dağıdır. İki nehrin kaynaklarını ayıran Baalbek bölgesi ise yaklaşık 900 m yüksekliğindeki Bekaa Vâdisinde yer alır.

İklim

Tıpkı fizikî yapısı gibi iklimi de farklılık arz eder. Çok değişken olan iklimi, yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ise yağışlı geçer. Yaz ayları sıcaklık ortalaması yaklaşık 30°C iken, kışın 11°C olur. Lübnan Dağlarının batı etekleri yılda ortalama 1270 mm yağış alırken, Anti-Lübnan’da bu rakam çok daha düşüktür. Dağların zirveleri sürekli karla kaplı olup, kış mevsimi hiç bitmez. Bekaa Vâdisi ise yaklaşık 380 ilâ 635 mm yağış alır. Bu bölgede kışlar soğuk, yazlar kurak ve sıcak geçer.

Tabiî Kaynakları

Lübnan yeterli yeraltı kaynaklardan mahrum olup, sâdece toprakları nisbeten verimlidir. Bu toprakların % 32’si dâimî ekim alanıdır. Bunların da ancak % 21’i sulanabilmekdedir. Topraklarının % 35’i üretim potansiyeline hâiz ise de su kaynaklarının kıtlığı yüzünden kullanılamamaktadır. Sâdece yaklaşık 68.000 hektarlık bir arâzi sulanabilmektedir.

Lübnan diğer Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi, petrolce zengin ülkelerden biridir. Bunun dışında diğer mâdenler hemen hemen yok gibidir.

Lübnan Dağlarında önceleri limon ve sedir ağaçları pek fazlaydı. Öyle ki sedir ağacı Lübnan’ın sembolü olmuştu. Fakat bugün bu özellik oldukça azalmıştır. Lübnan ormanlarının kerestesi çok makbuldür.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Birçok etnik grubun birarada bulunduğu Lübnan’da, bütün Batı Asya ülkesinden insanlar mevcuttur. Bu duruma, Osmanlı Devletine bağlı olarak yaşadığı 402 yıl boyunca sâhip olduğu özel statüsü sebep olmuş denilebilir. Değişik zamanlardaki istilâ ve göçler, Haçlı Seferleri, iç çatışmalar, cihan harpleri, Avrupalıların istilâ emelleri ve günümüzdeki süper güçlerin karmakarışık olan Ortadoğu’yu ellerine geçirme arzuları küçük bir Ortadoğu ülkesi olan Lübnan’ı mozaik taşına çevirmiştir. Bu yüzden nüfûsun yarıdan fazlası yabancı kaynaklıdır.

Diğer özelliklerinde olduğu gibi din ve dilde de Lübnan karışıklık arz eder. Nüfûsun % 50’den fazlası Müslüman ise de bunun bir kısmı Şiîlerden meydana gelir. Diğer önemli büyük topluluk Hıristiyanlar olup, çoğunluğu Katoliktir. Arap ırkına mensup olan Marunî Hıristiyanları oldukça fazladır. Ayrıca Melehitler, Ermeniler, Gregoryanlar ve Suriye Ortadoksları da mevcuttur. Üçüncü büyük grup ise, Dürzîler olup, sayıları 80.000’i bulmaktadır.

Yaklaşık 2.900.000 nüfuslu bir ülke olan Lübnan’da kilometrekareye 279 kişi düşer ve çoğunluğu resmî dil olan Arapçayı konuşur. Ayrıca Türkçe ve Ermenice de konuşulur. Bunun yanında Fransızca da oldukça yaygındır.

Nüfusun % 90’ı Arap, % 6’sı Ermeni olup, diğerleri karışık ırklardandır. Nüfûsun % 75’i okur yazardır. Devletin açtığı ve içinde Türkçe öğrenim de yapılan Beyrut Üniversitesinden başka Amerikan ve Arap Üniversiteleri de mevcut olup, genellikle İngilizce, Fransızca ve Arapça öğrenim yapılır.

Günümüz Lübnan’ı kardeş kanı dökülen ve her an iç harbin eşiğine gelebilen bir ülkedir. Emperyalist ülkeler, geçmişte olduğu gibi bugün de “böl-parçala-yut” prensibiyle Lübnan’ı bölme çabasındadır. Bugün Lübnan’da birçok milis kuvvetleri bulunmaktadır. Hâlen Lübnan’da yaklaşık 400.000 Filistinli mültecî, kamplarda kalmaktadırlar.

Hıristiyan dünyâsı Haçlı zihniyetinden aslâ vazgeçmiş değildir. Evvelce Katolikler Fransızlarca ve Ortadokslar Ruslarca ve Dürzîler İngilizlerce destekleniyordu. Durum bugün için de aynıdır. Hıristiyan gerillalar Avrupalılarca destek görmekte, İsrâil ve Suriye birlikleriyle birlikte Lübnanlı Müslümanlara ve Filistinlilere küçük Haçlı seferleri düzenleyerek kan ve ölümün sembolü olmaktadırlar.

Bugün Lübnan’da 7 ayrı ordu vardır; bunlar (50 bin kişilik) İsrâil, (20 bin kişilik) Hıristiyan Falanjist, (12 bin kişilik) Lübnan, (30 bin kişilik) Suriye, (7 bin kişilik) Hür Lübnan, (15 bin kişilik) Filistinli gerillalar ve (7 bin kişilik) Amal ordularıdır. Ayrıca barış gücü de mevcuttur (1993). Dolayısıyla Lübnan her an patlamaya hazır bir barut fıçısı görünümündedir.

1975’te başlayan iç savaştan bu yana silahlı çatışmalar, bu kadar fazla asker ve sivil teşkilatlar bulunması dolayısıyla zaman zaman artmış ve ateşsiz bir gün hemen hemen hiç geçmemiştir.

Siyâsî Hayat

Lübnan parlamenter cumhûriyet rejimi ile idâre edilir. Beş idârî bölgeye ayrılır. Dört yılda bir seçilen 99 üyeli bir meclis bulunur. Devlet Başkanı, Marunî Hıristiyanlarından olmak üzere altı yıllığına seçilir. Hükûmeti kuran başbakan, Sünnî Müslümandır. Meclis başkanı ise Şiî’dir.

Her ne kadar meclis sandalyeleri kontenjana tâbi ise de, milletvekilleri oldukça karışık dînî topluluklarca seçildiğinden mecliste belli bir dînî topluluğun çoğunluğu elde ettiği pek görülmez.

Politik partiler din farklılıklarını göz önüne alarak hareket etmektedirler. Bugün Lübnan’da Sağcı Falanjistler (Hıristiyanlar), sağcı Müslüman Kardeşler, Yoksunlar Hareketi, Sosyalist Parti, Baasçılar, Iraklı Baasçılar, Nasırcılar, Komünistler, Sünnîler, Şiîler olmak üzere çok sayıda grup vardır. Bunlardan başka Marunî keşişlerinin idâre ettikleri Sedir Savunucuları Cephesi ve Marunî Birliği Milisi ve yedi ayrı ordu, husûsî milis kuvvetler ve Ermeni teşkilatları bulunmaktadır.

Ortadoğu’nun ticâret ve turizm merkezi iken 1975-1976 iç harbinden bu yana savaş, terör, kan ve barut içinde kalan ve imhâ olan Lübnan’da 80.000’in üzerinde yabancı asker vardır.

Ekonomi

Ortadoğu’nun ekonomik bakımdan en gelişmiş ülkelerinden biridir. Lübnan ekonomisine özel teşebbüs hâkim olup, ülke liberal iktisat sistemini uygulamaktadır.

Halkın çoğu tarımla uğraşır, bununla berâber millî hâsılanın % 35’ini ticâret ve % 13’ünü de îmâlâtçılık meydana getirir. Lübnan ekonomisi özellikle 1950’den sonra gelişme göstermiştir. Serbest pazar olması, Lübnan’ı, Arap Ortadoğusu’nun ticârî ve mâlî merkezi hâline getirmiştir. Kişi başına düşen millî gelir, 884 dolardır. Daha çok İtalya, Fransa, Suudî Arabistan, Kuveyt, Ürdün ve Suriye ile ithâlat ve ihrâcat münâsebetleri içerisindedir.

Temel gıdâ mahsülü (Creal) olmakla berâber, buğday, arpa, muz, üzüm, şekerkamışı, zeytin, patates, pamuk ve çeşitli sebze ve meyveler yetiştirilir. Tarım ürünleri temel ihraç maddeleri olup, bunların yanında yünlü eşyâlar, deri ve çimento da satılır. Bunlara karşılık dışardan endüstri hammaddeleri, makina, çeşitli eşyâlarla hayvan ve hayvânî ürünler ithal edilir. Gıdâ, şeker, tekstil, çimento ve petrol endüstrileri mevcuttur. İki büyük petrol boru hattı Lübnan’da son bulur. Bu yüzden petrol ve transit taşımacılıktan Lübnan büyük kârlar sağlamaktadır.

Bunlardan başka mobilya ve kâğıt endüstrileri çok önemlidir. Lübnan, en fazla geliri, transit taşımacılıktan elde etmektedir. Beyrut, dünyânın önemli ticârî ve mâlî merkezlerindendir. Normal devrelerde ticâret ve bankacılık merkezi olduğu gibi, aynı zamanda Arap Ortadoğusunun dağıtım kapısıdır. Hava ulaşımı ağırlıkta olmak üzere, transit taşımacılığın üçte ikisi Beyrut’tan geçmektedir. Fakat bu özellikleri iç savaşlar sebebiyle sarsılmaktadır.

Lübnan’ın diğer önemli gelir kaynaklarını mücevherat satımı ve turizm teşkil etmektedir. Elektrik enerji ihtiyacının büyük bir kısmını Litani Nehri üzerindeki Kârûn Barajından sağlamaktadır.

Ülke mükemmel bir karayolu şebekesine sâhiptir. Ayrıca 420 km’lik demiryolu da vardır. Sayda, Beyrut ve Trablus limanlarına her türlü gemi yanaşabilmektedir. Beyrut havaalanı ise Ortadoğu’nun işlek hava limanıdır.

MALEZYA


DEVLETİN ADI: Malezya Sultanlığı
BAŞŞEHRİ: Kuala Lumpur
YÜZÖLÇÜMÜ: 330.434 Km2
NÜFUSU: 18.630.000
RESMİ DİLİ: Malayca (Bahasa) ve İngilizce
DİNİ: İslâm
PARA BİRİMİ: Malezya Doları (Ringgiti)

Güneydoğu Asya’da bir ülke. Hint Okyanusu ile Büyük Okyanus arasında, Malay (Kra) Yarımadasının güney ucu ve büyük Borneo Adasının kuzey bölgesinde 13 eyâletten meydana gelmiştir.

Târihi

Malezya’nın ilk insanları olan Malayalılar, târihin ilk çağlarından îtibâren yüzyıllarca Çin, Hindistan, Tayland ve Sumatra Adası topraklarında dağınık bir şekilde yaşamışlardır. Sekizinci yüzyıldan on üçüncü yüzyıla kadar Endonezya Sultanlığına tâbi olmuşlar, daha sonra bir müddet Hintlilerin işgâlinde kalmışlardır. Bir devlet olarak târih sahnesine 1400 yılında Malay Sultanlığını kurarak çıktılar. Dünyâ siyâsî olaylarından bir müddet uzak yaşayan Malayalılar, çok geçmeden Avrupa devletlerinin saldırılarına uğrayarak yıkıldı. On ikinci yüzyılın başlarından îtibâren İslâmiyet ile şereflenmiş bu millet, birçok emperyalist memleketin işgâli altında istiklâl mücâdelesine başladı. İstilâcı güçler, İslâma olan düşmanlıklarını, bu güzel memleketi baskı altında tutmak ve birçok İslâmî eseri tahrip etmek sûretiyle göstermişlerdir. Buna karşılık birlik ve berâberliğini devamlı zinde tutan Malayalılar, istiklâllerini kazandıkları 1957 yılına kadar Portekiz, Hollanda, İngiltere ve Japonya’ya karşı mücâdelelerini sürdürdüler. Malaya Federasyonunun istiklâlini kazanmasından sonra, Saravak, Sabah ve Singapur’un da birliğe katılmasıyla 16 Eylül 1963 yılında Malezya Devleti kurulmuş oldu. Fakat iki yıl sonra Singapur’un federasyondan ayrılmasıyla, eyâlet sayısı 13’e düştü. Malezya’nın ilk sultanı (Tunku) Abdul Rahman 1970 yılında emekli olunca, yerine (Tun) Abdul Razak, sonra (Datuk) Hüseyin bin Onn, daha sonra da Hacı Ahmed Şah sultan oldu. Günümüzde Sultan Muhübuddin Şah ibni Yusuf Gaferallah Şahtır (1993).

Fizikî Yapı

Malezya Güneydoğu Asya’da ekvatorun yakınında 1° ve 7° kuzey enlemleri ve 100° ve 119° doğu boylamları arasında yer almaktadır. Kuzeyinde Tayland, güneyinde Singapur ve Endonezya, doğuda Filipinler ile komşudur. Hint Okyanusu ile Büyük Okyanusun birbirine kavuştuğu bölgede, Asya kıtasından Avustralya’ya doğru uzanan ve kısmen okyanusa batmış durumda olan Sunda platformu bulunur. Malezya toprakları, bu platformun yükseltileri olan iki ayrı bölgede kurulmuştur. Malezya, Malakka yarımadasında yeralan Malay bölgesi ve Büyük Borneo Adasında bulunan Saravak ve Sabah bölgelerinden ibâret olmak üzere üç ana bölgeye ayrılmaktadır. Malay bölgesi ile Borneo Adasındaki topraklar arası Güney Çin Deniziyle ayrılmış olup, 750 km uzunluğundadır. Yaklaşık 330.434 km2 olan Malezya topraklarının 131.587 km2si yarımada topraklarında 198.846 km2si de Saravak ve Sabah bölgelerine âittir. Malaya bölgesi, kuzeyden güneye yaklaşık 720 km uzunluğa, ortalama olarak 400 km genişliğe sâhiptir. Yarımada kıyıları yaklaşık 4830 km, Sabah ve Saravak eyâletlerine âit kıyı şeridi uzunluğu da 2100 km civârındadır.

Malay Yarımadasını, ortada yer alan dağ dizileri ile bu dağların çevresinden îtibâren güneye doğru gidildikçe genişleyen kıyı ovaları meydana getirir. Merkezdeki bu dağlar, umûmiyetle 1200 ile 2000 m arasında yüksekliğe sâhiptir. En yüksek nokta Günong Tahan Tepesi (2189 m)dir. Doğu ve batı kıyılarındaki ovalar arasında Pahang, Perak ve Kelantan nehirleri yer almaktadır.

Sabah ve Saravak bölgelerinin % 85’i dağlık olup, yüksekliği 500 m’yi aşkın arâzileri ihtivâ eder. İç bölgeler ise, Güneydoğu Asya’nın en yüksek tepesine sâhiptir. Bu tepelerin en yükseği olan Kinabolu Tepesi (4100 m)dir. Bölgenin en önemli nehirleri Rajang, Baram ve Kinabatangan’dır.

İklim

Malezya’da tropikal iklim mevcut olup, her mevsim bol yağmur yağmaktadır. Muson rüzgârlarının tesiriyle de özellikle ocak ve mayıs ayları arasındaki sürekli yağışlar, memleketin nisbî nem miktarının % 80 civarına kadar yükselmesine sebebiyet verir. Yıllık yağış ortalaması bölgelere göre büyük farklılık gösterir. Genelde 2000 ilâ 2540 mm olan bu oran, Sabah’da 1500-4500 mm, Saravak’da ise 300-400 mm arasında değişir. Günlük sıcaklık, alçak yerlerde 21°C ila 32°C arasında iken, yüksek bölgelerde daha düşük olur. Başlıca özellikleri sıcaklık, rutûbet ve nem olan iklimi sebebiyle, oldukça gür ve ülkenin % 70’ini kaplayan tropikal ormanlara sâhiptir. Ormanlardaki mevcut 15.000 tür bitkinin 6000 türünü çeşitli ağaç cinsleri meydana getirir. Bu ağaçlardan bâzıları 45 m yüksekliğe kadar büyüyebilir. Bambu gibi kerestesi makbul ağaçlar ve kauçuk ağaçlarından başka 800’ü aşkın tür orkide ve oldukça fazla miktarda amber bitkisi yetişir.

Tabiî Kaynaklar

Bol yağışlı ikliminden dolayı Malezya, ormanı bol bir memlekettir. Yaklaşık olarak topraklarının % 70’i ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar çoğunluğu sık ormanlık olmak üzere, 6000 farklı türde ağaçlardan teşekkül etmiştir. Bâzı ağaçlar çok uzun olup, 35 ilâ 45 m yüksekliğindedir. Bunga Raya olarak bilinen ağaç türü, kerestesinin kalitesi bakımından çok kıymetlidir. Bu sık ormanlıklar arasında, oldukça çeşitli ve fazla sayıda vahşî hayvan yaşamaktadır. Kaplan, yabânî sığır, gergedan, tapir, orangutan ve çeşitli maymun türleri, fil, leopar, birkaç geyik cinsi ve timsahlar, mevcut vahşî hayvanların başlıcalarıdır. Ayrıca 500 cins kuş yaşar. Bunların bir kısmı göçmen kuşlardır. Serçe, guguk kuşu, çoban aldatan, saksağan, ardıç kuşu, Mynah ve Merbok türü ve rengârenk tüyleriyle tavus, trogon, broadbills, pittas, sülün, altın aurioles balıkçıllar, tukan ve güneş kuşları bulunmaktadır.

Malezya mâden bakımından da çok zengindir. Kalay üretiminde dünyâ birincisidir. Dünyâ kalay üretiminin % 70’ini Malezya karşılar. Kalay daha çok yarımada bölgesinden çıkarılır. Demir, boksit, petrol, manganez, altın, tungsten ve titan diğer önemli mâdenleridir.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Malezya nüfûsu, birçok ırkın insanlarının biraraya gelmesiyle meydana gelmiş olup, yaklaşık olarak 17.421.000 kişiye ulaşır. Bunun büyük kısmı yarımada topraklarında, yaklaşık 3,5 milyonu ise Borneo Adasında, Sabah ve Saravak bölgelerinde yaşamaktadır. Malezya nüfûsunun % 55’ini Malaylar, % 34’ünü Çinliler, % 10’unu Hintliler ve % 1’ini de Pakistanlılar ve diğer azınlıklar teşkil eder. Yıllık nüfus artış oranı yaklaşık % 3 olup, nüfûsun % 60’a yakın bir bölümü köylerde yaşar. Nüfus yoğunluğu bölgelere göre değişmektedir. Meselâ Penang’da km2ye 750 kişi iken bu rakam Pahang dolaylarında 14 kişiye düşer. En kalabalık ve gelişmiş merkez, başşehir Kuala Lumpur’dur. Yüzölçümü 244 km2 olan bu şehrin nüfusu 1.000.000 civârındadır. Bundan başka başlıca büyük şehirleri George Town, İpoh, Kuehing, Kota Kinabalu ve Sibu’dur. Malezya köylerinin yarısına yakın bir kısmı, 10.000 kişilik merkezler hâline gelmiştir. Dolayısıyla, Güneydoğu Asya’nın en fazla iskân edilmiş memleketlerinden biridir.

Bu merkezlerdeki evler, umûmiyetle kazıklar üzerinde kurulmuş kulübeler şeklindedir. Böylece köylüler su baskını, yırtıcı hayvan tehlikesinden korunduğu gibi, evler alttan da havalandıkları için sıcak iklime karşı serin evlerde yaşamış olurlar. Şehir merkezleri oldukça modern olup, Malay, Arap kültürünün karışımı olan mîmârî yapılarla doludur. Her ne kadar târih boyunca birçok emperyalist memleketin istilâsına uğrayarak, sâhib olunan birçok ince zevklerle dolu ve baştanbaşa sanat olan nâdide İslâmî eserler tahrip edildiyse de, hâlâ varlıklarını korumayı başaran birçok câmi ve medrese, bugün şehirleri doldurmaktadır. Malezya’da, istilâcılar sürüldükten sonra, memleketin hemen her köşesine câmiler ve birer ilim yuvası olan medreseler inşâ edilmiştir. Bunlardan Kuala Sangar’daki Ubadiah ve Panang’taki Keling câmileri, herkesin hayran olduğu eserlerdir.

Halkın % 85’i okur yazardır. Halkın % 90’ının konuştuğu Bahasa, Malezya resmî dilidir ve Arapça ile eski Malaya dilinin karışımından ortaya çıkmıştır. Bundan başka hemen herkes İngilizce bilmektedir. Tamil dili ve Çince de yaygın olan diğer dillerdir. Halkın büyük çoğunluğu Müslümandır. Ayrıca azınlıkta olmakla beraber Hindu ve Budistler de mevcuttur.

Siyâsî Hayat

Malezya Sultanlıkla idâre edilmektedir. Sultan, eyâlet vâlileri tarafından beş yıllığına seçilir. Sultan, oldukça geniş hak ve selâhiyete sâhip olup, hükûmeti kurması için başbakanı tâyin eder. Malezya meşrûtî sultanlığı parlementosu, iki ayrı meclisten ibârettir. Bunlardan birincisi millet meclisi (Dewan Raayat) 154 üyeli olup, tamâmı halk tarfından seçilir. İkincisi senato (Dewan Negora) ise 68 üyelidir. Bunun 32 üyesini sultan, geri kalanını ise eyâlet meclisleri seçer. Malzeya, Johore, Kedah, Kelantan, Malacca, Negri Sembilan, Pahang, Penang, Perak, Perlis, Sabah, Saravak, Selangor ve Trenggon olmak üzere 13 eyâlete ayrılır. Her eyâletin bir eyâlet vâlisi (Yang di-Pertua Negeri) ve bir de eyâlet meclisi vardır. Yargı gücü, Federal Mahkeme’ye bağlı Malaya Yüksek Mahkemesi, Borneo Yüksek Mahkemesi ve diğer bağımsız mahkemelere âittir.

Malezya dünyâ politikasına “bağlantısız” bir ülke olarak katılır. Güneydoğu Asya Milletler Teşkilâtı üyesidir. Dış politikasında “İslâm Birliği” için çalışmalar yapmaktadır.

Ekonomi

Güneydoğu Asya ülkeleri içerisinde yıllık kalkınma oranı en fazla olan ülkelerden biridir. Malezya, ekonomik açıdan kendi kendine yeterlidir. Enflasyonu düşük, güçlü bir sermâye yatırımına sâhip ekonomisi, sürekli gelişme içerisindedir. İşşizlik oranı % 7 civârındadır. Önceleri kauçuk ve kalaya bağlı kalan ekonomisi, 1980 yılından sonra daha başka alanlara da sarkmıştır. Serbest dış alım ve hür teşebbüsün tesirindeki ekonomi 1980 yılında % 8,5’luk artış hızı göstermiştir. Kişi başına düşen millî gelir 2000 dolardır. Yıllık millî hâsılanın % 18’ini îmâlâtçılık, % 23’ünü tarım, % 4’ünü de mâdencilik teşkil eder.

En önemli ürünleri kauçuk, hindistancevizi, pirinç, muz, patates, ananas, hurma, kopra, manyok, mısır, çay, baharat, tütün ve yerfıstığıdır. Orman ürünleri bakımından oldukça zengin olup, özellikle kerestesi çok makbuldür.

Mâden bakımından da zengin bir ülke olan Malezya, kalay üretiminde dünyâ birincisi olup, dünyâ kalay üretiminin % 70’ini karşılar. Diğer önemli mâdenleri demir, boksit, petrol, manganez, altın, tungsten ve titandır. Sanâyide Güneydoğu Asya ülkeleri arasında ileri bir seviyededir. Başlıca ihrâcatı kalay, kauçuk, demir filizi, boksit, kereste, teneke kutu ve palmiye yağıdır. Ayrıca az miktarda petrol de ihraç edilir. Buna karşılık dışardan makina, kimyevî maddeler, teknik araç ve gereçler almaktadır. Balıkçılık ve turizm diğer önemli gelir kaynaklarıdır.

Ulaşım:

Güney istikâmetindeki kara ve demiryolu fazla modern olmayıp Johore Boğazına doğru uzanır. Çoğu şose şeklindedir. Johore Boğazı, Singapur’a geçişi temin eder.

Malezya’nın hayatında su yolları önemli bir yer alır. Halkın çoğu, su yollarına veya deniz kıyısına yakın yerlerde oturur. Bâzı yerler sık ormanlarla kaplıdır. Bu bölgelerde ilerlemek çok zordur. Bu sebeple su yolları, en kullanışlı ve en pratik ulaşım şeklidir.

Nehirlerin boyları uzun değildir. Ekserisi kuzey-güney istikâmetinde akarlar. Saravak ve Sabah’daki nehirler, Güney Çin Denizi ve Sulu Denizine dökülür. Saravak’taki 565 km’lik Rejang Nehrinin üçte biri ulaşıma elverişlidir. Sabah’ın en mühim ulaşım vâsıtası, Kinabatangan Nehridir.

MOĞOLİSTAN


DEVLETİN ADI: Moğolistan
BAŞŞEHRİ: Ulan-Bator
YÜZÖLÇÜMÜ: 1.565.000 km2
NÜFUSU: 2.182.000
RESMİ DİLİ: Moğolca
DİNİ: Budizm
PARA BİRİMİ: Tugrik

Asya kıtasının doğusundaki memleketlerden. Kuzeyinde Sibirya (Rusya), batısında Doğu Türkistan (Çin), güneyinde Kıta Çini, doğusunda Mançurya (Çin) vardır. Moğolistan, Rusya Cumhûriyeti ve Çin Halk Cumhûriyeti ile çevrili olduğu gibi, siyâsî bakımdan da bu iki devletin hâkimiyetindedir. Dış Moğolistan’da Rusya’ya bağlı, Moğolistan Halk Cumhûriyeti; İç Moğolistan’da Çin’e bağlı, İç Moğolistan Muhtar idâresi olup, siyâsî istiklâle sâhip değildirler.

Târihi

Moğolistan’da yaşayan Proto-Moğolları ve Tunguzları; Türklerin kurduğu büyük Hun İmparatorluğu birleştirdi. Mîladdan önce 3. yüzyıldan îtibâren bölge Türklerin hâkimiyetine geçti. On üçüncü yüzyılın başına kadar; Büyük Hun İmparatorluğu, Göktürk, Uygur, Karakutay devletleri hâkim oldu. Cengiz Hanın birleştirip teşkilâtlandırdığı kabîlelerle, 1205’te Moğolistan’da ilk Moğol Devleti kuruldu (Bkz. Moğollar). Cengiz Han, 1227’de ölünce Moğol İmparatorluğu oğulları arasında bölüşüldü. Moğolistan’a Ögedey ve Toluy’un neslinden hanlar, 1634yılına kadar hâkim oldu. 1634’te Mançu Hânedanının hâkimiyetine geçti. On yedinci yüzyılda Çarlık Rusyası, bölgeyi kontrolüne almak için teşebbüslere başladı. On sekizinci yüzyılda Moğolistan’da Rus ve Çin yanlılarının mücâdelesi başladı. Moğol prenseslerinin Çinliler gibi yaşaması Moğolistan’da milliyetçilik akımının başlamasına sebep oldu. Katolik misyonerlerinin faaliyetleriyle Moğolistan’da Hıristiyanlaşma başladı. Misyonerler Uzak Doğu’da dayanak noktası elde etmek ümidiyle Moğolistan’ın istiklâlini müdâfaa ettiler. İstiklâl fikri yayıldı. Yirminci yüzyılda. 1912’de Çin’de Mançu hânedanının yıkılmasıyla Moğol prensleri Rusların da yardımıyla Moğolistan’ın istiklâlini îlân ettiler. Çinlilerle mücâdeleye girişen Moğolistanlılar, 1915’te Çin’e de istiklâllerini tanıttılar. Çin-Japon Harbinde Moğolistan’da yeraltı faaliyetiyle komünist hareket başlatıldı. Japonya’nın Kuzey Çin’e girmesiyle 1935-1937’de Moğolistan da işgâle uğrayarak, mahallî muhtar bölgeler kuruldu. 1945’te İkinci Dünyâ Harbinin bitmesiyle ülkedeki istiklâl yanlısı teşkilâtlar faaliyetlerini komünizm paralelinde devam ettirdiler. Komünizme karşı mücâdele eden teşkilâtların zayıflatılmasıyla İç Moğolistan, Çin’in hâkimiyetinde muhtar hâle getirildi. İkinci Dünyâ Harbinden sonra dış Moğolistan’da, ABD ve İngiltere’nin tavsiyesiyle, Moğolistan Halk Cumhûriyeti kuruldu. 20 Ekim 1945’te referandumla istiklâlini îlân eden Moğolistan, önce Milliyetçi Çin tarafından tanındı. 1946’da Moğolistan Halk Cumhuriyeti ile Sovyet Sosyalist Cumhûriyetler Birliği aralarında ittifak imzâlandı. 1961’de Birleşmiş Milletler Teşkilâtına kabul edildi. Sovyetler Birliğindeki ve Doğu Avrupa’daki komünist yönetimlerinin çöküşü komünizmle idâre edilen Moğolistan’ı da etkiledi. 1990’da çok partili sisteme geçilerek; ekonomik, sosyal ve siyâsal reformlar yapıldı. Temmuz 1990 ilk çok partili seçimler yapıldı. Moğolistan’da bulunan Rus birlikleri yapılan anlaşma sonucu geri çekildi.

Fizikî Yapı

Moğolistan Halk Cumhûriyetinin arâzisinin büyük bölümü yayla görünümündedir. Yalnız ülkenin güneydoğusunda Gobi Çölü yer alır. Devletin doğudan batıya uzunluğu 2367 km, kuzeyden güneye ise 1258 kilometredir. Ortalama yüksekliği 1580 m olan bu dağlık ülkenin kuzey batısı güneydoğuya nazaran daha yüksektir.

Ülkenin içinde ve sınırlarında birçok dağ silsilesi yer alır. Rusya ile kuzeybatı sınırı boyunca Tanno-Ola Sıradağları yükselir. Kuzeydoğuda Kentei Dağları vardır. Ülkenin batı iç kısmında Hangay Dağları yer alır. Moğolistan ve Gobi Altayları batıdan güneydoğuya doğru Çin sınırı yakınlarına kadar uzanır. Altayların en yüksek zirvesi olan 4653 m yüksekliğindeki Tabun Boğdo, kuzeybatıda ilk silsile üzerinde bulunur.

Kuzeydeki nehir vâdileri, bilhassa Selenga ve Orhon verimlidir. Kerulen Vâdisi, Doğu Moğolistan’a doğru geniş bir anayol meydana getirir. Çok sayıda tuz gölleri ve denize çıkışı olmayan nehirleriyle ülke topraklarının üçte ikisi, İç Asya’da suyunu dışarı akıtmayan havzada yer alır. Sâdece Kerulen ve Onon nehirleri Pasifik Okyanusuna dökülür. Ülkenin belli başlı gölleri: Ubas Nor, Hara Usu, Airik Nor, Kirgis Nor ve Hubsugul’dur.

İklim

Moğolistan’ın büyük bölümünde, az yağış ve büyük sıcaklık değişikliklerine sâhip, sert bir kara iklimi hüküm sürer. Ekseriya yaz yağmurları şeklinde olan yağış, ülkenin değişik kısımlarında yılda 100 ilâ 300 mm arasında değişir. Aşırı soğukla gelen hafif kar, ülkenin kuzey kısmında devamlı donmuş olarak kalan, önemli bir kuşağı meydana getirir. Sıcaklık farkı oldukça büyüktür. Ulan Bator’da ocak ayındaki sıcaklık ortalaması -28°C, temmuz ayındaki ise 18°C’dir. En yüksek ve en düşük sıcaklıklar daha da büyüktür. Kışın ırmaklar ve göller donar. Kuvvetli toz ve kum fırtınaları görülür.

Tabiî Kaynakları

Gobi hâriç, Moğolistan’ın büyük bölümü hayvancılığa imkân veren çimenlik ve çayır hâlindedir. Dağlar, kuzey batıdaki hâriç, genellikle çıplaktır (ağaçsızdır). Ülkenin çoğu bölgelerinde vahşî hayvanlar bulunur. Bunlardan bol miktarda bulunan büyük memeli hayvanlar arasında koyun, geyik, ren geyiği (bilhassa Hubsugul Gölü çevresinde) bâzı vahşî deve ve atlar sayılabilir. Her yerde bulunan dağ sıçanı (marmota) sistemli olarak kürkü için avlanır. Moğol Paleontolojistlerinin yaptığı keşifler, ülkede bol miktarda dinazor fosilleri bulunduğunu göstermektedir. Mâden kömürü, tungsten, bakır, molibden, altın, kalay ülkenin yeraltı zenginliklerini teşkil eder. Moğolistan bakır bakımından Asya’da birinci, dünyâda ilk on sırada yer alır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

2.182.000’lik Moğolistan nüfûsunun % 76’sını Halha Moğolları, % 8’ini diğer Moğollar, % 5’ini Kazak Türkleri, kalanını diğer Türkler, Ruslar ve Çinliler meydana getirir.

Moğollar sarı ırkın klasik tiplerindendir. Bacakları kısa olup, boyları nâdiren 168 cm’yi aşar. Bunların belirgin özellikleri, yuvarlak baş (brekasefalik), kalın koyu saç, seyrek sakal, düz burun, çekik gözlerdir.

En kalabalık Moğol azınlık grupları, batı eyâletlerinde yaşayan Oryatlar ve Ulan Bator’un kuzeyinden îtibâren Sovyet sınırına kadar, esas olarak Selenga Vâdisinde oturan Buryatlardır. Güneydoğuda Dariganga Moğolları, kuzeybatıda Hubsugul Gölü yakınında Darhat Moğolları vardır.

Müslüman Kazak Türkleri, Moğol olmayan en kalabalık azınlık grubu olup ülkenin batı kesiminde muhtar bir arâziye sâhiptirler. Sınırlı sayıdaki Ruslar, Ulan Bator ve diğer yerleşim merkezlerinde bulunur. 10.000 civârındaki Çinli nüfus, ülkenin inşâat sektöründe önemli rol oynar.

Hızla şehirleşmekte olan Moğolistan’ın nüfûsunun günümüzde % 51,2’si şehirlerde yaşar. Geri kalanın çoğunluğu, sürüleri için otlak arayarak mevsimden mevsime göç eden göçebeler hâlindedirler. Göçebelerin yurt adı verilen çadırları bulunur.

Moğollar arasında en yaygın spor güreştir. Okçuluk ve at yarışlarının da yaygın olduğu ülkede, çocuklara küçük yaşta ata binmesini öğretirler.

Moğolların çoğunluğu Lama Budistdir. Türklerin çoğunluğu ise Müslümandır.

Moğolca çeşitli lehçelere ayrılır. En önemlisi Halhaların konuştuğu ve diğer bütün Moğollar tarafından anlaşılan lehçedir. Bu lehçe resmî lisan olarak kullanılır ve Rus alfâbesiyle yazılır. Okullarda Rusça öğretilir ve iki ülke arasında yüksek hükûmet çevrelerinde haberleşme vâsıtası olarak kullanılır. Okuma-yazma oranı % 95’tir.

Siyâsî Hayat

Ülke yönetiminde komünizm hâkim ise de Sovyetler Birliğinde başlayan Glasnost hareketi bu ülkeye de yansıdı. Tek partili düzene son verilmesi için Aralık 1988’de başlayan mitingler Ocak 1990’a kadar sürdü. Birçok siyasi parti kuruldu. Şimdiye kadar iktidarda olan Moğolistan Devrimci Halk Partisi, kendi bünyesinde büyük değişiklikler yaptı. Anayasa değiştirilerek başkanlık sistemi kabul edildi ve bir bölümü nispî temsille seçilen 50 üyeli sürekli yasama organı niteliğindeki Küçük Hural kuruldu. Büyük Hural ise 430 sandalyeden meydana geliyordu. Temmuz 1990’da yapılan seçimleri iç bünyesinde büyük değişiklik yapan MDHP, büyük çoğunlukla kazandı. Devlet Başkanı Büyük Hural üyeleri tarafından seçilir.

Moğolistan 18 eyâlete ve iki muhtar belediyeye ayrılır. Seçimler üç senede bir yapılır. Seçmen yaşı 18’dir. Adlî işler, üyeleri dört yıllık süreyle Büyük Halk Meclisince seçilen, Anayasa Mahkemesince yürütülür.

Bütün erkek vatandaşlar, günümüzde 90.000 kişilik kuvvete ulaşan İhtilalci Halk Ordusunda askerlik yapmaya mecburdur.

Ekonomi

Eski Sovyetler Birliğine bağlı bir ekonomik yapı gösteren Moğolistan’da 1990’dan sonra ekonomik yapıda büyük değişiklik yapılan Moğolistan’da devlet işletmeleri aşamalı olarak özelleştirilmeye başlandı ve serbest pazar ekonomisine geçildi.

Moğolistan ekonomisi esas îtibâriyle hayvancılığa dayanır. Sayısız kampanya ve teşviklere rağmen, çiftlik hayvanlarının toplam sayısı 40 yıldır artırılamamıştır. 1931’de başarısız olarak kolektivizasyona girişilmiş ancak, 1950’de tamamlanmıştır. Bununla berâber çiftlik hayvanlarının % 20’si hâlâ özel teşebbüsün elindedir. Buğdayın çoğu kolkhoz adı verilen devlet çiftliklerinde yetiştirilmekte, fakat hayvan yemi, şimdi solhoz adı verilen kollektif çiftliklerde üretilmektedir.

Moğolistan’da hafif sanâyi, ülkenin her tarafında mevcuttur. Sanâyisi esas îtibâriyle gıda, tekstil, kimyâ ve çimentoya dayanır. Yeni kurulan Darhan şehri, un fabrikası, depolama ve önemli ölçüde hafif sanâyiye sâhiptir. Ulan Bator’da, et paketleme ve hafif îmâlât sanâyi mevcuttur. Erdenet şehrinde Asya’da birinci, dünyâda ilk on sırada yer alan bakır mâdenleri işletilmektedir. Mâden kömürü ülke ihtiyaçlarını karşılamada kullanılmaktadır.

Et ürünleri ve yün, esas îtibâriyle Rusya’ya giden önemli ihraç ürünleridir. Erdenet şehrindeki bütün bakır ve molibden üretimi Moğol-Rus ticâretini dengelemeyi amaçlamıştır. Moğolistan Rusya’ya ayrıca kalsiyum flörür satmaktadır. İthâlatın büyük çoğunluğu (% 91) Rusya’dan yapılmaktadır. İhraç ürünlerinin % 75’i de Rusya’ya gitmektedir.

1956’da açılan ve Moğolistan ötesine giden demiryolu, ülkenin modern nakliyat anayoludur. Ulan Bator’u Sibirya ötesine giden anahatta bağlayan kuzey kısmı, yükün büyük kısmını taşır. Doğu Moğolistan’da 1930’larda askerî maksatlarla inşâ edilmiş kısa demiryolları vardır. Az miktarda karayolları mevcuttur. Fakat Moğolistan arâzisi ulaşıma imkân vermemektedir.

Rusya Cumhûriyeti Havayolları Moskova ile Ulan Bator arasında direk uçuşlar yapmaktadır. Ülkenin iç havayolları başşehirle bütün eyaletler arasında bağlantı sağlar. Selenga Nehri ile Hubsugul Gölünde gemi ve mavnalar işlemektedir.

MYANMAR (BİRMANYA)


DEVLETİN ADI: Birmanya Birliği Sosyalist Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ: Rangoon
YÜZÖLÇÜMÜ: 676.577 km2
NÜFUSU: 43.466.000
RESMİ DİLİ: Birmanca
DİNİ: Budizm, İslâmiyet, Hıristiyanlık, Animizm
PARA BİRİMİ: Kyat

Güneydoğu Asya’da bulunan; kuzey ve kuzeydoğusunda Çin, batısında Hindistan ve Bangladeş, doğusunda Laos, güneydoğusunda Tayland ile komşu olup, Bengal Körfezi ve Andaman Denizinde geniş kıyılara sâhip bir ülke. Birmanya ve Burma olarak da bilinir. Uzak Doğu Asya’nın bütün tipik özelliklerine sâhiptir.

Târihi

Birmanya târihi hakkında bilinen bilgiler eskidir. Orta Asya’dan Moğol ve Türk asıllı kavimler buraya göç yapmışlardır. On birinci asırda kurdukları bir devletle târih sahnesinde yer işgâl eden Birmanya, 13. asırda Kubilay Han tarafından işgâl edilmiştir. Daha sonra çeşitli hânedanların idâresi altında 19. asrın ortalarında refah seviyesi yüksek bir ülke hâline gelen Birmanya, 1882’de İngilizlerin istilâsına uğradı. İngilizler önce diğer sömürgesi olan Hindistan’a bağladıkları Birmanya’yı daha sonra direkt bir şekilde kendilerine bağladılar (1886). İkinci Dünyâ Savaşında Japonların işgâline uğrayan ülke, Japonların yenilmesiyle sona eren harbin nihâyetinde (1945’te), İngilizlere karşı bir bağımsızlık savaşı başlatarak, 4 Ocak 1948’de İngilizlerin çekilmesiyle bağımsızlığını îlân etti. 1974’te kabul edilen bir anayasa ile sosyalist bir idâre kuruldu. 1988’de demokrasi yanlısı hareketi bastırarak iktidara el koyan askerî yönetim, bütün partileri dağıttı. Askerî yönetimin başında bulunan General Saw Maung, 1992’de geçirdiği sinirsel bir rahatsızlık yüzünden görevi bırakmak mecburiyetinde kaldı. Yerine General Tan Shwe geçti (1993).

Fizikî Yapı

Fizikî özellikleri bakımından bir sâdeliğe sâhip değildir. Çok yüksek dağlar, yüksek yaylalar, alüvyonlu ovaların hepsi mevcuttur. Dünyânın en yüksek sıradağları olan Himalaya Dağlarının son uzantıları Birmanya’nın batısında bulunur. Bu sıradağlar ülkenin kuzeyinde âniden sarplaşır ve yüksekliği 5000 metreye varan tepeler hâlini alır. Güneye doğru alçalarak gider. Burada Arakan Sıradağları ismini alır. Batıdaki bu sıradağların güneybatıdaki kolu denize dik bir şekilde ulaşırken, bu dağların bir uzantısı olarak denize pekçok küçük adacıklar teşekkül etmesine sebep olurlar. Bu bölgede deniz sığ ve kayalık olduğu için gemiler için ulaşım elverişli değildir.

Batıdaki sıradağların kuzeyi, ülkenin de kuzey kesimini teşkil eder ki, bu yörede dağlar Theing-Wang Razi Tepesinde ülkenin de en yüksek noktası olarak 6024 metreye ulaşır. Bu bölgeden doğan İrrawadi Nehri, doğusunda ülkeyi bir uçtan diğer uca 2200 km olan uzunluğuyla kat ederek, Bengal Körfezine dökülür. Bu ırmağın kollarıyla berâber meydana getirdiği havza, ülke topraklarının yarısından fazlasını teşkil eder.

Kuzeyde hızlı akmasına rağmen, gittikçe hızı yavaşlayan İrrawadi Irmağının güneyden îtibâren 1450 kilometrelik bir bölümü nehir ulaşımına elverişlidir. Denize döküldüğü yerde geniş bir delta teşkil eder. Ulaşıma elverişli olması sebebiyle bu nehrin ülke hayâtında önemli bir yeri vardır.

Ülkeyi kuzeyden güneye kateden batı sıradağları ve ortada İrrawadi Havzasından sonra, doğuda yine kuzeyden güneye kateden Chan Yaylası yer alır. Bu yaylanın yüksekliği 1000-2000 m arasında değişirken, yaylanın kuzey kısımları kurak, çıplak ve tarıma elverişli olmayan arâzilerle kaplıdır. Güney kesimleriyse zengin tropik bitki örtüsüyle bezenmiştir. Pekçok akarsuyun bulunduğu Chan Yaylasındaki en önemli nehir, bu ülke topraklarındaki uzunluğu 1700 km olan Salven Nehridir. Chan Yaylası güneyde Malaka Yarımadasına kadar uzanarak denize dik yamaçlar hâlinde ulaşır. Bu yaylanın da denize ulaşması batı sıradağlarında olduğu gibi denizde gemilerin seyrine engel teşkil eden kaya adacıkları şeklindedir.

İklim

Bütün Güneydoğu Asya ülkelerinde mevcut olan muson iklimi genel olarak Birmanya’da da hâkimdir. Ülke yengeç dönencesi üzerinde bulunduğundan, kışın karalardan denizlere doğru esen kuru; yazın ise denizlerden karalara doğru esen bol yağışlı muson rüzgârları, ülkenin iklimindeki en önemli unsurdur. Ülkenin doğusundaki yüksek yaylalarla, batısındaki yüksek sıradağlar, yağışların bölgelere göre dağılımına tesir etmektedir. Birmanya’nın en çok yağış alan bölgeleri; Arakan Sıradağlarının batı kesimi ile İrrawadi Nehrinin denize döküldüğü yerde teşkil ettiği Delta Ovası ve Chan Ovasının güney kesimleridir. Bu bölgelerde senelik yağış ortalaması 5000 milimetreyi geçer. İç bölgelerde muson rüzgârlarının tesiri pek fazla olmadığı için yağış da azdır. Ülkenin muson rüzgârlarına mâruz kalan güney bölgeleri bol yağışlı olup, senelik sıcaklık farkları 17-39°C civârında değişir. Kuzey kısımlarında nisbeten daha kurak ve soğuk bir iklim hâkimdir.

Tabiî Kaynaklar

Birmanya, tabiî kaynaklar bakımından çok zengin bir ülkedir. Ülkenin % 60’ı tropikal ormanlarla kaplı olup, bu ormanlarda fil, kaplan, arslan, maymun gibi vahşî hayvanlar bulunur. Yeraltı zenginlikleri de oldukça fazla olan ülkede petrol, tabiî gaz, kalay, çinko, kurşun, tungsten, altın, gümüş, bakır ve yemiştaşı gibi mâden kaynakları vardır. Nehirlerinde ve denizlerde bol miktarda çeşitli balıklar mevcuttur.

Nüfus ve Sosyal Hayat

43.466.000 olan nüfûsu değişik etnik gruplar meydana getirir. Bu etnik gruplardan en önemlileri; Birmanyalılar, Karenler,Şanlar, Şinler,Kaşınlar ve Kayahlardır. Ancak nüfûsun % 74’ünü Birmanyalılar teşkil etmektedir. Bunlardan başka Bangladeş,Hindistan ve Çin’den gelen göçmenler de ülke nüfûsunda az da olsa bir yekün teşkil ederler.

Refah seviyesinin çok düşük olduğu Birmanya’da halk, kazıklar üzerine bambudan yaptığı evlerde yaşar. Evlerini kazıklar üzerine yapmalarının sebebi; muson yağmurları sebebiyle sık sık mâruz kaldıkları sellerden korunmak içindir. Halk, genellikle çiftçilikle uğraşmaktadır. Resmî dilin Birmanca olmasına rağmen, halkın ancak % 65’i bu lisânı konuşmakta, geri kalanlar ise kendi bölgelerine mahsus olan çeşitli dilleri konuşmaktadır. Birmanya halkı genel olarak geleneklerine bağlı, an’anelerinden vaz geçmeyen bir millettir. Âile kavramı; anne, baba, kardeşler, dayı, teyze, amca, hala, dede, nine, yeğenlerden müteşekkil topluluktur. Âilede söz sâhibi olan kimse mutlaka babadır. Halkın ekseriyeti Budizm dînine inanır. İslâmiyetin, halkın genel kültür seviyesinin yükselmesiyle gittikçe yayıldığı Birmanya’da Hıristiyanlık ve Hindu dinleri çok dar sâhalarda kalmıştır. Okur-yazar oranının % 70 gibi yüksek bir rakam olmasına rağmen, bu sâdece okur-yazar olmaktan ileri gitmeyen halkın kültür seviyesinin yüksek olmasını ifâde etmemektedir. Orta öğretim yapan okulların sayısının çok sınırlı olduğu ülkede bir tek üniversite vardır. Sağlık hizmetlerinin de yetersiz olduğu hastahânelerde nüfûsa göre yatak sayısı da çok azdır.

Siyâsî Hayat

1948’de bağımsızlığını îlân ettikten sonra, Birmanya’da parlamenter demokratik bir rejim benimsendi. Meclis ve Senato’nun teşkili, devlet ve hükûmet başkanlarının seçiminden sonra komünist ve bölücülerin meydana getirdikleri kargaşalık netîcesinde ordu yönetime el koydu. Seneler sonra hazırlanan anayasa, 1974’te halk oyuna sunularak kabul edildi. Bu anayasa netîcesinde, Birmanya Sosyalist Federal Cumhûriyeti oldu. İdârî bakımdan 50 vilâyete ayrılmıştır. Bunların çoğunluğu küçük şehirlerdir.

Ekonomi

Dünyânın geri kalmış ülkelerinin başta gelenlerinden olan Birmanya’da ekonomi tarıma dayanmaktadır. Çok bol olan mâdenler, tarımdan sonra ekonominin dayandığı ikinci büyük faktördür. Ülkede üretilen en önemli tarım ürünü, bütün Uzakdoğu ülkelerinde olduğu gibi pirinçtir. Halkın temel gıdâ maddelerinin başında gelen pirincin ülke içerisindeki tüketimden artanı ihrâç edilir. Buğday, mısır, akdarı, susam, baklagiller, pamuk, çay ve şekerkamışı ülkede üretilen diğer tarım ürünleridir. Tarım en ilkel usûllerle yapılmaktadır. Gür tropik ormanlar ekonomiye kereste, kauçuk üretimi şekliyle katkıda bulunurlar.

Mâdenler bol olmasına rağmen işlenememektedir. Ülkedeki petrol üretimi, İkinci Dünyâ Savaşından önceki seviyesine henüz ulaşmış değildir. Sanâyisi yok denilebilecek seviyede olan Birmanya’da, çok az sayıda çimento, kâğıt, dokuma ve şeker fabrikaları vardır. Fildişi ve tahta oymacılığı ile ipekçilik ve mücevherat yapımı yaygındır. Ticâret de, bütün ekonomi kolları gibi çok geri kalmıştır. Balıkçılık mevcut sularda çok az yapılmaktadır. Daha ziyâde nehirlerde yapılan balıkçılığın yanısıra son zamanlarda deniz balıkçılığı da yaygınlaşmaktadır.

NEPAL


DEVLETİN ADI: Nepal Krallığı
BAŞŞEHRİ: Katmandu
YÜZÖLÇÜMÜ: 147.181 km2
NÜFUSU: 19.795.000
RESMİ DİLİ: Nepalce
DİNİ: Hinduizm, Budizm ve İslâmiyet
PARA BİRİMİ: Nepal Rupisi

Orta Asya’da, Büyük Himalaya Dağ Silsilesinin hemen güney eteklerinde yer alan, kuzeyde Çin, güneyde Hindistan ve doğuda Sıkkım ile çevrili küçük bir bağımsız krallık.

Târihi

Yapılan araştırmalara göre, Nepal’in bilinen ilk tarihi, M.S. 4. yüzyılda, küçük Hint prensliklerinin kurulmasıyla başlatılmaktadır. Nepal topraklarında yeralan bu birçok küçük prenslik 18. yüzyılın ortalarına kadar hayâtiyetlerini devâm ettirmişlerdir. 1769 yılında ilk defâ bu prensliklerden biri olan Gürkalar, Nepal topraklarını kontrol altına aldılar. İlk Gürka şahı Pritvi Narayan, Katmandu bölgesini ele geçirdikten sonra Nepal’de Gürkaların altın devri yaşandı. Narayan’dan sonra yerine geçen çocukları, Nepal topraklarını, batıda Sutley Nehrine, güneyde Ganj Ovasına ve kuzeyde Tibet’e kadar genişlettiler.

1814-1816 yılları arasında İngilizlerle yapılan savaşlar, Gürkaların mağlûbiyetiyle neticelendi. Bundan sonra 1846’ya kadar ülke, soylu âilelerin mücâdele alanı hâline geldi. Bu târihte Rana âilesi, diğerlerine karşı üstünlük kurdu. Nepal, 1951 yılına kadar bu âilenin kontrolunda kaldı. Aynı yıl Şah âilesinin üyesi olan Kral Tribhubana Bir Bihram, ülke idâresini ele geçirdi ve kabîneli hükûmet sistemine geçti. Meşrûti monarşi îlân etti. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu Mahendra, ülkede büyük değişiklikler yaptı. 1962 yılında yeni anayasa îlân edildi. 1972 de Mohendra’nın ölümüyle yerine oğlu Bir Bihram Şah Dev kral oldu. Ülke 1980 yılına kadar iç olaylar, protestolar ve çatışmalar içerisinde kaldı. 2 Mayıs 1980’de referandum ile partisiz yönetim şekli kabul edildi. 1990’da Kral Birendra Bir Bihram Şah Deva politika değişikliğine giderek iktidar tekelini gevşetti. 19 Nisanda Başbakanlığa Krişna Prasat Bhattanai’nin getirilmesiyle otuz yıldır ilk kez bağımsız bir hükümet kuruldu. Çok partili sisteme geçilerek Nisan 1991’de seçimler yapıldı. Seçimlerin ardından 32 sene sonra kurulan ilk demokratik hükümet Mayıs 1991’de göreve başladı.

Fizikî Yapı

Büyük Himalaya Dağlarının hemen güneyinde, 25°25’-30°17’ Kuzey enlemleri ve 80°6’-88°14’ Doğu boylamları arasında yer alan Nepal’in, 147.181 km2lik toprakları, yaklaşık olarak bir dikdörtgen şeklindedir. Nepal, başlıca üç büyük bölgeye ayrılır: Tarai, Orta Tarai ve Dağlık Bölge.

Tarai bölgesi, ülkenin güneyinde ve Sivalık Dağ Silsilesinin eteklerinde yer alır. Ganj Ovasının bir uzantısı şeklindedir. Orta Tarai Sivalık ile Mahabharat Lekh Dağ Silsileleri arasında yer alır. Bu bölgenin en önemli özelliği; bataklıkların, tepelerin ve vâdilerin bol miktarda mevcut olmasıdır. Ülkenin % 65’ini teşkil eden Dağlık Bölge ise Mahabharat Lekh ile Himalayalar arasındadır.

Büyük Himalaya Dağları, Nepal’in kuzey sınırı boyunca, 7600 metrenin üstünde yüksekliğe sahip, 23 zirve ile ülkeyi kuzeye karşı örter. Bu zirvelerin içinde en önemlisi 8.848 m ile dünyânın en yüksek noktası olan Everest Tepesidir. Ayrıca Lhotse, Makdu, Cho Oyu, Manasulu, Annapurna ve Dhaulagiri diğer önemli zirveleridir.

Doğudan batıya uzanan ülke dağ silsilesini, kuzeyden güneye kesen üç büyük nehir sistemi vardır. Kamali, Sapt Gandaki ve Sapt Kasi. Her üçü de Tibet’ten doğan nehirler, Nepal için ekonomik ve stratejik açılardan çok önemlidir.

İklim

Nepal iklimi, yüksekliğe bağlı olarak değişiklikler gösterir. Yükseklere çıkıldıkça iklim daha sertleşmektedir. Katmandu civarında yazları sıcak olup, kışları soğuk ve sert olmaktadır. Tarai ve merkezdeki dağlık bölgelerde de yaz ayları oldukça sıcak geçmektedir.

Ülkenin doğusu ve batı kenarı muson rüzgârlarının etkisinde, özellikle yaz aylarında bol yağış almaktadır. Yıllık yağış miktarı Tarai bölgesinde yaklaşık 2500-3800 mm kadar olurken, Batı tepeler bölgesinde bu rakam 1200-1900 milimetreye kadar düşmektedir. Ülkenin en sıcak bölgesi olan Tarai’de bâzan 54°C’ye kadar çıkabilen anormal sıcaklıklara da rastlanabilmektedir.

Tabiî Kaynaklar

Ülkenin güneyini meydana getiren Tarai bölgesi, geniş ovalar ve tarım sahaları yönünden zengin olup, yemyeşil bir bitki örtüsüne sâhiptir. Aynı zamanda bölgedeki bataklıkların sık olduğu yerlerde fil, kaplan, yırtıcı kuşlar ve gergedana bol miktarda rastlanır. Tibet’ten doğan ve ülke dağlarını kuzeyden güneye keserek, ülkeyi üç bölgeye ayıran üç büyük nehir, en önemli tabiî kaynaklardır. Bu üç nehrin suladığı bölgeler ve ülkenin doğu ve batı kesimleri verimli ovalara ve yeşil bir bitki örtüsüne sâhiptir.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Nepal’in etnik yapısının büyük bir bölümünü Moğollar ve Hint-Avrupa grubu insanlar meydana getirir. Konum îtibâriyle Tibet ve Hindistan arasında bulunması, bu bölgelerden gelen göçlerin, Nepal topraklarında son bulmasına sebep olmuştur.

Mevcut kabîle ve kast sistemi sebebiyle insanlar, küçük topluluklar hâlindedir. Bu küçük bölünmeler Nepal’in sosyal ve politik hayâtında çok önemli olmaktadırlar. En etkili grup, Hint kökenli Brehmenlerdir. Yaklaşık 19.795.000 civârındaki nüfûsun % 40’ı Hintlidir. İkinci büyük topluluk, Nepal’in en eski yerlileri olarak bilinen Nevarlardır. Tibet ve Moğol kökenli Kiranti, Magar, Grung ve Serpa kabileleri de üçüncü büyük etnik topluluk olarak kabul edilebilir.

Nepalin dil problemi, oldukça fazla dilin olmasıyla kalmayıp, bu dillerin ayrı ayrı dil âilelerinden gelmesiyle daha çok karışır. Resmî dil olan Nepalce, Hint-Avrupa dil âilesinin, Hint-İran kolundan gelmektedir. Halkın yarısından fazlası bu dili konuşur. Okur-yazar oranı % 50’dir. Eğitim seviyesi oldukça düşüktür. Nüfûsun büyük bir bölümü Hinduizm taraftarıdır. Toplam nüfûsun % 5’e yakın bir bölümü Budisttir. Müslümanların sayısı 500.000 civârındadır.

Siyâsî Hayat

Nepal, bütün gücün kralda toplandığı bir Hindu monarşi idâresine sâhiptir. 1846 ile 1951 yılları arasında bu güç, Rana âilesinin eline geçen başbakanlığa verilmiştir. 1959 yılı genel seçimlerinde Nepal Kongre Partisi büyük bir üstünlükle seçimi kazanarak, hükûmeti kurmuştur. Nepal, anayasal monarşi idâresine sâhiptir. Kral, hem devlet hem de hükümet başkanıdır. 1962 Anayasasına göre icra (yürütme) gücü, kralda ve Bakanlar Kurulundadır. Bakanlar Kurulu ve Başbakan, Millî Panchayat (Meclis)’ten seçilir. Panchayat hem seçilmiş hem de tâyin edilmiş 125 üyeli bir meclistir. Siyâsî partiler mevcut olmayıp, kânun yapma gücü meclise âittir. 1959 seçimlerinden sonra hükümet başkanlığı, başbakana verilmiştir.

1991’den sonra çok partili sisteme geçilmiştir. Lokal idâresi 14 bölgeye ve 75 il’e ayrılmış olan Nepal, Birleşmiş Milletler üyesidir.

Ekonomi

Yaklaşık olarak halkın % 90’nı tarımla uğraşır. Toplam arâzinin % 30’u tarıma elverişlidir. En önemli ürünler; pirinç, mısır, darı, buğday, şekerkamışı, tütün, jüt, meyve ve sebzedir. Çiftçilik ve ormancılık halkın uğraştığı diğer iki önemli alandır. Ülkedeki mevcut, büyük ölçüdeki ormanlar ve stepler, önemli ekonomik kaynaklardır.

Nepal, zengin mika cevherinden başka, bakır, kobalt, linyit, demir ve kuartz çıkarır. Fakat ülkenin ulaşım imkânlarının zayıf olmasından dolayı, bu mâdenlerden ve akarsulardan tam olarak faydalanılamamaktadır.

Nepal para birimi, Rupi (Rupee)’dir. Ülke, ticâretini daha çok Hindistan, Japonya ve Almanya ile yapar. Kişi başına düşen millî gelir 170 dolar civârıdır.

Turizm Nepal için çok büyük gelir kaynağı teşkil etmektedir. Ayrıca metal işçilik ve ağaç işleri önemlidir. Ülke endüstrisi, cam eşyâ, kâğıt, kimyevî maddeler, çimento ve çömlek alanlarında gelişmiştir.

Ülkede ulaşım kara, demir ve havayollarıyla sağlanır. Karayollarının uzunluğu 7007 km olup ancak yarısına yakın kısmı asfalttır. Demiryollarının uzunluğu 53 km olup, çok azdır.







 
 

ormela.tr.gg
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=