İletişim Adresi

   
  ORHAN YILDIZ
  Turkistan, Turkmenistan, Umman, Urdun ve Vietnam
 


TÜRKİSTAN, TÜRKMENİSTAN, UMMAN, ÜRDÜN ve VİETNAM

TÜRKİSTAN

Asya kıtasında Türklerin yurdu mânâsına gelen büyük bir ülke. Tabiî coğrafyası, etnoğrafik ve târihî mânâsıyla Türkistan’ın hudutları şöyledir: Güneyden Gürgan Nehri, Horasan Dağları, Kopet Dağı, Kuhî Baba, Mezdûran, Tapcak ve Ak Dağları, Hindukuş Sırtları, Mustag-Kuenker Sıradağları; doğudan, Doğu Türkistan’ın doğu hudutları, Sucav civârında 98°50’ kuzey paraleli, 40°50’ doğu meridyeni noktası; kuzeyden Cungarya ve Kazakistan’ın kuzey hudutlarını meydana getiren İrtiş Havzası ve Aral-İrtiş su ayırımı hattının kuzey yamaçları; batıdan Kuzey Ural Dağı, Yayık Nehri, İdil’in denize döküldüğü yer olan Bökey Orda ve Hazar Deniziyle çevrilidir. Yüzölçümü altı milyon kilometrekare civârındadır.

Türkistan; Batı Türkistan, Doğu Türkistan, Afgan yâhut Güney Türkistan ve İran Türkistan’ı olmak üzere dört bölüm hâlinde incelenir. Batı Türkistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tâcikistan, Kırgızistan, Kazakistan; Doğu Türkistan Çin Halk Cumhûriyeti; Güney Türkistan, Afganistan; İran Türkistan’ı da İran hudutları içindedir. Güneydeki Afgan Türkistan’ı; Afganistan’ın kuzeyinde bend-i Türkistan ve Hindukuş dağ sırası önünde Seyhun Vâdisine ve Batı Türkistan Çukureli’ne doğru uzanan alçak sahadır. Afgan Türkistan’ının en büyük şehri Mezar-ı şeriftir. İran Türkistan’ı; İran’ın Estarâbâd ve Deregiz vilâyetlerini içine alır.

Türkistan, Türklerin yurdu mânâsınadır. Târihî geçmişi çok uzundur. Binlerce yıldan beri Türklerin yurdu olup, topraklarında pekçok devlet kuruldu. Üzerinde çok büyük hâdiseler olup, tesiri hâlâ mevcuttur. Türkistan’ın târihi eskiden Türk devletleri, Çinliler, Moğollar, 19. yüzyıldan îtibâren de Ruslar, Çinliler, Afganlılar, İranlılarla alâkalıdır. Türkistan’a hâkim Türk devletleri kuran Hunlar, Tabgaçlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Harezmşahlar olup, 13. yüzyılın başında da Moğolların işgâline geçti. Moğollardan sonra da çeşitli hanlıkların idâresinde kaldı. Batı Türkistan 1867 yılında Rusya’nın işgalindeyken 1991 yılında Özbekistan ve Türkmenistan’ın öz toprakları oldu. Doğu Türkistan Çin’in işgâlinde, Güney Türkistan ise Afganistan’ın hâkimiyetinde bulunmaktadır. İran Türkistan’ı İran’dadır.

Batı Türkistan

Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan topraklarıdır.

VolgaNehri ağzından Hazar Denizine kadar uzanan Ural Dağlarından Güney Sibirya’ya kadar uzanıp, doğuda Altay Dağları ile güneyde Kopet Dağı, Bend-i Türkistan, Hindukuş ve Tanrı Dağları ile çevrilidir. Moğolistan, Çin, Afganistan ile de huduttur. Yüzölçümü 3.999.400 km2dir. Batı Türkistan’da Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, 1991 yılına kadar Sovyet Sosyalist Cumhûriyetler Birliğine dâhil otonom devletlerdendi.

İklim ve Fizikî Yapı

Türkistan’da tam bir kara iklimi hüküm sürer. Yazlar kuru ve sıcak, kışlar ise soğuk geçer. Değişik bölgelerinde değişik ısılar mevcuttur. Kuzey güney arasında da ısı farkları mevcut olup, kış aylarında ısı sıfırın altında seyreder. Türkistan; vâdi, çöl, dağ, göl ve nehirlerle kaplı bir arâzi yapısına sâhiptir.

Türkistan vâdiler ülkesi olarak bilinir. 30’dan ziyâde önemli yayla mevcuttur. Fergana Vâdisi 800.000 km2 ve deniz seviyesinden 900 m yüksekliktedir. Bu bölgede Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan devletlerinin pamuk ve ipek ürünü elde edilmektedir. Burası Türkistan’ın bahçesi olarak bilinmektedir.

Balkaş Gölü ve Sarı Nehir arasında 180.000 km2lik Petpak Çölü, 350.000 km2lik Karakum, 300.000 km2lik Kızılkum çölleri Türkistan’ın belli başlı çölleri olarak bilinmektedir.

Bölgede irili ufaklı on beş dağ ve silsile mevcut olup, Altay Dağı, Tanrı Dağı, Alax, Pamir ve Kopet dağları en yaygın tanınan dağlardır. Türkistan’da 35.000 civarında küçük-büyük göl mevcuttur. Hazar, Aral, Balkaş ve Işıkkal gölleri en önemlileridir.

Türkistan’da sekiz tânesi 1000 km’nin üzerinde 4500 adet nehir mevcuttur. Kırk adedi de 500 km’nin üzerinde uzunluğa sâhiptir. Ural, Topal, Siri Derya, Amu Derya bu nehirlerin başlıcalarıdır.

Jeopolitik durumu: Türkistan; Avrasya’nın merkezidir. Buradan Yakındoğu, Avrupa ve Asya’nın diğer ülkelerine ulaşmak kolaydır. Türkistan sınırından kuş uçuşu Moskova 1000 km olup, bu mesâfeler Ukrayna’ya 700 km, Rostov’a 710 km, Erzurum’a 1010 km, Tahran’a 640 km, Kâbil’e 290 km, İslâmâbad’a 700 km, Lahor’a 840 km, Moğolistan’a 740 km ve İran Körfezine 1000 km kadardır. Bu mesâfeler ışığında Türkistan’ın jeopolitik mevkiinin önemi çok daha iyi anlaşılacaktır.

Nüfûsu: 40.000.000 üzerinde nüfûsa sâhip Türkistan’da Türkistan’ın yerlileri olan Türkler 28.000.000 nüfûsa sâhiptir. Türkler; Özbek, Kazak, Kırgız, Tacik, Türkmen, Karakalpak ve Tatarlardan müteşekkildir (Bkz. Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Karakalpaklar, Tatarlar). Tabiî nüfus artışı yıllık % 3,5 oranındadır. Bölgedeki Âzerbeycanlı, Başkırt ve Tatarlar Türkistanlı olarak Müslüman ve Türk olmaları hasebiyle çok tutkun olup, aynı örf, âdet ve geleneklere sâhiptirler.

Grup içerisinde Özbekler 12.5 milyon nüfusla en güçlü topluluğu teşkil ederler. Türkistanlılar aynı dile (Türkçe), aynı târihe, aynı kültüre ve aynı dîne (İslâm) sâhip olmaları sebebiyle birbirlerine sıkı sıkıya bağlı bir bütün teşkil ederler.

Tacik Türklerini Ruslar ve Batılılar Türkistanlı saymak istemezler. Buna sebep olarak Tacik dili konuşulmasını gösterirler. Tacik dili mevcuttur. Ancak Tacik Türklerinin bir kısmı Özbek Türkçesini de konuşur, diğer taraftan da bir kısım Özbek Türk’ü Tacik dilini konuşur veya en azından dili anlar ve bilir. Bu genellemenin dışında kalabilecek küçük bir dağlı azınlık vardır. Kaldı ki bunlar da Tacik dili konuşmazlar. Orijinal Türkistan nüfûsu ile her bakımdan içiçe ve müşterek bir hayat yaşayan Tacikler, Türkistanlıların ayrılmaz bir parçası kabul edilir.

Türkistan’da Rus azınlıklar yanında Ukraynalı, Alman, Koreli, Ermeni, Gergiyan, Estonyalı ve benzeri azınlıklar da bulunmaktadır.

İktisadî durum:

Hammadde kaynakları:

Türkistan hammadde açısından büyük önem taşır.

a) Kömür:

Dağılmadan önce Rusya’nın toplam kömür rezervlerinin % 45’inden fazlasını üreten Türkistan’da elli adet kömür mâdeni işletilmektedir.

b) Petrol:

Türkistan’da bugüne kadar henüz açılmamış seksen adet petrol yatağı mevcuttur. En önemli petrol yatakları; ikinci Bakû olarak adlandırılan Ural, Neft Dağı, Andijan, Aktuba ve Mangişlak’tır. Mangişlak’taki petrol rezervleri Venezüella’daki kapasiteye sâhiptir. Aktuba ise bundan daha zengin petrole sâhip yataklar olarak bilinmektedir.

c) Tabiî Gaz:

Yine dağılmadan önceki Rusya’nın tabiî gaz rezervlerinin % 50’si Türkistan’daydı. Buhara yakınlarındaki Gasli, tabiî gazın en zengin olduğu bölgedir.

Hayvancılık:

Türkistan hayvancılık yönüyle müstesna bir yere sâhiptir. Yeterli yeşil saha ve yem mevcuttur. Sığır ve koyun, Ruslar tarafından yetiştirilmektedir. 620 milyon hektar elverişli arâzi tarıma tahsis edilmiştir.

Nakliye:

Türkistan bölgesinde toplam 248.400 km’lik karayolu mevcut olup, bu miktarın 184.990 km’si asfaltlanmıştır. Demiryolu ulaşım şebekesinin 20.720 km’yi bulduğu bilinmektedir.

Sosyal yapı:

Türkistan halkı bütün Türkler gibi örf, âdet ve geleneklerine bağlı bir millettir. Din; bütün baskılara rağmen tesirini sürdürmektedir. Hiçbir din eğitimi olmasa bile Türkistan halkı her vesileyle Müslüman olduğunu göstermektedir. Dinsizlik Türkler için çok ayıplanacak bir husus olma özelliğini muhâfaza etmektedir. Türkistan sosyal yapısında ciddî tahribat açmış olmasına rağmen komünizm Türk Milletinin dînî inançlarını yok edememiş, bilakis din konusunda yeni nesiller daha da istekli yetişmektedir.

Gerek Çarlık ve gerekse komünist Rus idârelerinin tek gâyesi Türkistan ahâlisini Ruslaştırmaktı. Akıl almaz baskı ve işkenceler bir asırdır Türkistan’da uygulana gelmiştir. Buna rağmen arzulanan Ruslaşma yerine millî benliğe dönüş hızlanmış ve böylece Türkistan’da bulunan Türk devletleri tek tek hürriyet ve bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Rus komünist idâresi karşısında millî benliğin esas kaynağını da İslâmiyet teşkil etmiştir.

Türkistan Müslüman bir ülkedir. Müslüman olan Türkistan nüfûsunun % 94’ü de Ehl-i sünnet îtikâdına mensuptur. Her ne kadar İslâmiyet Sovyet rejimi tarafından kaldırılmaya çalışılmışsa da bölge halkı üzerinde İslâmiyetin çok büyük tesiri vardır. Rusya’da komünistler iktidara gelince, Türkistan’da on dört bin câmi ve mescidi yıkıp, tahrip etmişlerdi.

Târih boyunca bölgede pekçok İslâm âlimi, ilim adamı yetişmiştir. Bunlardan bazıları:


İmâm-ı Buhârî: Meşhur hadîs âlimi.
Ali ibni Sînâ: Tıp ilminin önemli şahsiyeti.
Fârâbî: Meşhur filozof.
Tirmîzî: Meşhur hadis âlimi.
El-Bîrûnî: Matematik ve astronomi âlimi.
Hârezmî: Cebir ilminin kurucusu.
Serahsî: Meşhur İslâm hukukçusu.
Uluğ Bey: Meşhur astronom ve âlim.

Dil:

Türkistan nüfûsunun ana dili Türkçe olup, Özbek, Kazak, Kırgız, Karakalpak Türkmen lehçeleri konuşulur. Bu lehçelerden teşekkül eden Türkçe, nüfusun % 90’ı tarafından konuşulan dildir. Bunun dışında % 10 halkın konuştuğu dil Tacik dili olup, Türkçenin bir lehçesi gibidir. Türkistan Türkçesine, Çağatay Türkçesi de denmektedir.

Türk dilini inceleyen ilk Türk âlimi Mahmûd Kaşgarî’dir. Türkistanlı lenguistikçi (dil bilgini) olan Kaşgarlı Mahmûd’un 11. yüzyılda yazdığı Dîvânü Lügât-it-Türk adlı eseri Türk dili sözlüğü niteliğindedir.

İdârî yapı:

Bugün Türkistan’da beş idârî bölüm mevcut olup bunlar: Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’dır. Türkistan’da 43 bölge, 506 eyâlet, 246 şehir, 446 kazâ ve 4445 köy mevcuttur.

Şehirler:

Günümüz Türkistan’ında 246 şehir mevcuttur. Semerkand bundan 2500 yıl önce kurulmuş eski bir yerleşme yeridir. Taşkent, Oş, Merv, Buhara, Tirmiz gibi vilâyetlerin de iki bin yıllık mâzileri vardır.

Sovyet rejimi birçok yeni şehir inşâ etmek yoluna gitmiştir. Endüstri yerleşme merkezleri olan bu yeni şehirler Türkistan şehirciliğine benzememekte ve yerleşim tarzlarına uymamaktadır. Bu yönüyle Türkistan’da eski ve yeni yerleşim merkezlerini ayırt etmek gâyet kolaydır. Ayrıca eski yerleşim yerlerinde târihî bağlılık ve mâziyi yaşatma gayretlerinin daha fazla olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır.

Doğu Türkistan

Doğu Türkistan, Çin Halk Cumhûriyeti hudutları içindedir. Çinliler, Sinkiang derler. Kuzeybatıda Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan Cumhûriyetleri, Kuzeydoğuda Moğolistan, doğuda Çin, güneyde Tibet, güneybatıda Keşmir, Afganistan’la sınırlanmıştır. Uzakdoğu ile orta ve yakındoğuyu birleştiren târihî yollar buradan geçer. Yüzölçümü 1.828.418 km2dir.

Doğu Türkistan, Çungarya, Tarım ve Çaydam olmak üzere üç büyük parçaya ayrılır. Ülke ahâlisinin % 85’i Türk’tür. Gerisinin çoğu Çinli’dir. Bir miktar Moğol, Tibetli, Rus da vardır. Buradaki Türkler Uygur Türklerindendir. Edebî dil Kaşgar şivesi olup, Yeni Uygurcadır. Türklerin hepsi Ehl-i sünnet olup, Hanefî mezhebindendir.

Başlıca şehirleri Aksu, Huten, Sayram, Turfan, Beşbalık, Hami (Koml), Kulça’dır. Bu şehirlerin hepsi de târihî Türk şehirleridir. Ruslar ve Çinliler bu Türk ülkesinin bağımsız olmasını önlemek için her türlü baskı usûlüne başvurmuşlardır. Bugün tamâmen Çin hâkimiyetindedir.

Doğu Türkistan târihte ilk Türk Devleti olarak bilinen Hun İmparatorluğundan îtibâren birçok büyük Türk Devletinin çekirdeğini teşkil eder. Göktürk Devleti, Uygur Devleti, Karahanlı Devleti bunların en meşhurlarındandır.

Siyâsî, ekonomik ve askerî yönden Asya’nın en stratejik bölgelerindendir. Asırlar boyunca hür ve bağımsız yaşamış olan Doğu Türkistan, Rus ve Çin devletlerinin târih boyunca dikkatini çekmiş, açık veya sinsi düşmanlıklarına mâruz kalmıştır. Asya ile Avrupa arasında sâhip olduğu târihî ipek yolu, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle Rusya ile Çin arasında paylaşılmaz bir ülke hâline gelen Doğu Türkistan, 1760 yılında Mançur Çin İmparatorluğu tarafından işgâl ve istilâ edilmiştir. 1863 yılında bir ara yeniden hürriyetine kavuştu. 1870’e doğru Yakup Han merkezi Kaşgar olmak üzere Doğu Türkistan’ın en büyük parçasını bir devlet hâlinde topladı. Bu devletin Osmanlı Devletine bağlı olduğunu îlân ederek, Osmanlı Pâdişâhı Sultan Abdülazîz Hana bîat edip, onun adına hutbe okuttu. Bâbıâli (Osmanlı Hükümeti) bu bağlılığı kabul etti. Ülkeye askerî mütehassıslar gönderildi. Doğu Türkistan, Yakup Han idâresinde 1876 yılına kadar on üç yıl müstakil olarak yaşadı. Ancak, Asya’da güçlü bir Müslüman Türk Devletinin kurulmasından ve hele bunun Osmanlı Devletiyle alâkasından korkan Rusya ve Çin, işbirliği yaptılar. İngiltere’nin de işe karışmasıyla devlet yıkıldı. 1867 yılında Yakup Hanın zehirlenmesiyle Türk Devletinin parçalanmasından istifâde eden Mançur-Çin İmparatorluğu Doğu Türkistan’ı yeniden istilâ etti. İkinci istilâdan sonra Mançur-Çin emperyalizmi Doğu Türkistan’da tam bir baskı ve terör idâresi kurmuştur. Bu istilâdan sonra Doğu Türkistan’ı Çinlileştirme demek olan asimilasyon hareketlerine hız verilmiştir. Bu maksatla Doğu Türkistan’ın adı değiştirilip “yeni sömürge” mânâsına gelen “Sinkiang” (Şincan) adı takılmış, bunun dışında birçok şehir ve kasabanın da isimleri değiştirilip, Çince isimler verilmiştir. Çin’in başka eyâletlerinden yüzbinlerce Çinli göçmen getirtilip, Türk unsuru eritilmek istenmiştir. Türkler Çinlilerle evlenmeye zorlanmış, İslâm dîni ve Türk gelenekleri yasaklanmıştır. Câmiler ve medreseler kapatılmış veya devamlı kontrol altında tutulmuştur.

Çin zulmüne karşı 1931’de millî bir ayaklanma olmuş, 1933’te ise Doğu Türkistan ekseriyet îtibâriyle Çin esâretinden kurtulup, merkezi Kaşgar olmak üzere, müstakil Türk İslâm Devleti kurulmuştur. Fakat Çinliler Rusların askerî yardımıyla bu millî ayaklanmayı bastırıp, devleti yıkıp dağıtmıştır. 1944’te İli vilâyetinden başlayarak yine Çin mezâlimine karşı bir millî ayaklanma daha meydana gelmiştir. Kısa zamanda “Torbagatay” ve “Altay” adındaki zengin ve stratejik ehemmiyete sâhip vilâyetler kurtarılmış, merkezi İli vilâyeti olmak üzere yine müstakil Doğu Türkistan devleti kurulmuştur. Kurulan bu millî devlet, Doğu Türkistan’ı kurtarmak üzere harekete geçmiş ve her cephede Çinlileri mağlubiyete uğratmış, bundan Çinliler büyük korku ve endişeye kapılmıştır. Bunun üzerine Çinliler yine Ruslardan yardım istemişlerdir. Rusya da baskı ve tehditle Doğu Türkistan Devletini Milliyetçi Çin ile anlaşmaya mecbur etmiştir.

1949 yılında Komünist Çin kuvvetlerince işgâl edilmesinden sonra Doğu Türkistan Türk-İslâm kültüründen tamâmen koparılmış ve komünist bir ülke hâline getirilmek istenmiştir. Tam bir hâkimiyet sağlayabilmek için onun târihteki yeri ve şöhreti unutturulmak istenmiş ve dünyâ kamuoyuna Doğu Türkistan “Yasak Bölge” olarak îlân edilmiştir. Yakın bir zamana kadar hiçbir kimse Doğu Türkistan hakkında doğru bilgiyi alamamış, seyâhat etme imkânı bulamamıştır. Şu var ki Doğu Türkistan’da hürriyet mücâdelesi durmamış, hemen her sene birkaç direniş hareketi vukûbulmuştur. Bunların sonucunda bâzan kısa ömürlü müstakil cumhûriyetler îlân edilmiş, bâzan da korkunç katliamlar yapılmıştır.

Kızıl Çin’deki Türklerin millî mukâvemet hareketleriyse daha ağır şartlar altında yürütülmektedir. Ancak bu hürriyet hareketleri ve mücâdeleleri kamuoyuna kapalı tutulmakta Birleşmiş Milletlere aksettirilmemektedir.

İklim ve Fizikî Yapı

Doğu Türkistan’ın güneyinde Kûn-lûn Sıradağları batıda Bağımsız Devletler Topluluğu ile sınırı meydana getiren çeşitli dağ kütleleri, doğuda Turfan Hendeğinin Lob-nor’un alçak çöküntüleri vardır. Kuzeydoğudaki Moğolistan sınırı önemli coğrafi şekilleri olmayan bozkırlardan geçer. Tanrı Dağları Doğu Türkistan’ı net bir şekilde ikiye böler. Kuzeyde Çungarya, Altay Dağlarına yaslanan bir bozkır bölgesidir. Dağların eteğinde bol olan ırmaklar, geçitleri aşarak Rusya’daki göllere ulaşır. Bunların en önemlisi Balkaş Gölüne dökülen İli’dir.

Tanrı Dağları ve Kûn-lûn arasındaki bölge Çin topraklarının en çölsü bölgesidir (Taklamakan Çölü). Dağlardan birçok akarsu iner: Kaşgar Derya, Yarkent Derya, Huten Derya. Bu nehirler birbirine yaklaşarak çöküntünün ortasındaTarım’ı meydana getirirler. Tarım havzasının kuzeyinde çölsü Turtan çöküntüsü daha da alçaktır (Deniz seviyesinden 277 m aşağıda). İklim burada çok serttir. Ocak ortalaması -10°C, Temmuz ortalaması 32,5°C’dir.

Tabiî kaynaklar: Doğu Türkistan tabiî kaynaklar bakımından çok zengin bir ülkedir. Petrol ve benzeri zenginliklerin yanında demir, uranyum ve çeşitli mâden yatakları bulunmaktadır. Doğu Türkistan’ın kömür alanları jeologlara göre dünyânın kömür ihtiyacını altmış yıl karşılayabilecek zenginliktedir. Çungarya’da petrol, demir ve mâden kömürü yatakları, Tien-şan kenarında kükürt, tuz, petrol ve mâden kömürü yatakları vardır. Ulaşım güçlüğü ülkenin kalkınmasına başlıca mânidir. Yeni demiryolları yapımına hız verilmektedir.

Ekonomi:

Çinli nüfûsun âniden artması Doğu Türkistan’a açlık ve felâket getirmiştir. İşsizlik çoğalmıştır. Yeni Çinli liderler halkın hayat standardını düzeltmek için kendi işlerini yürütmelerine izin vermiştir. Fakat yatırım için sermâyenin zor sağlanmasından dolayı çok az kimse bu imkândan faydalanabilmektedir. Çiftçilere her âilenin nüfûsuna göre toprak verilmiştir. Bu toprak kişi başına 990 m2dir. Ekilecek mahsûl hükümet tarafından tâyin edilmektedir. Her çiftçiden “yer parası” ve “su parası” adı altında çeşitli vergiler alınmaktadır. Bunun dışında çiftçiler elde ettikleri mahsulün % 20’sini devlete teslim etmek mecburiyetindedir. Ev yapmak için her çiftçi âilesine küçük arsalar verilmiştir. Evlerin inşâsı çiftçilerin kendi imkânlarına terk edilmiştir. Bu şartlar altında ev yapmak mümkün olmamakta ve çiftçi halk kerpiç harâbelerde yaşamaya devam etmektedir.

El işleriyle uğraşan sanatkârlara ve küçük esnafa devlet iş vermekten âciz olduğu için bunların sanatlarını icrâ etmekte serbest bırakmış, ancak halkın yoksul olması sebebiyle esnaf iş yapamamaktadır.

Kızıl Çin’in yıllık millî gelirinin % 40’ını Doğu Türkistan temin etmekte olduğu halde, Müslüman Doğu Türkistan halkı sefâlete terk edilmiştir. Bütün yeraltı ve yerüstü zenginlikleri Çin’e akıtılmakta, Doğu Türkistan dünyâda emsâli görülmemiş şekilde sömürülmektedir. Doğu Türkistanlı Müslümanlar zarûrî ihtiyaçlarını karneyle temin etmektedirler.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Resmî istatistiklere göre bugün Doğu Türkistan’da yaşayanların sayısı yaklaşık on iki milyondur. Nüfûsun etnik ana bölümleri şöyledir:


Uygurlar: 5.800.000
Kazaklar: 870.000
Diğer Türk kaynaklı gruplar: 90.000
Moğollar: 100.000
Mançular: 70.000
Çinliler: 5.000.000

Bununla birlikte eyâlette yerleşmiş Çinli sayısı resmî kayıtlarda belirtilenin çok üstünde tahmin edilmektedir. 1949 yılından önce Doğu Türkistan’daki Çinli nüfûsun 200.000 kişi olduğu tahmin edilmekteydi. Urumçi’nin nüfûsu o günden buyana 80.000 kişiden 800.000 kişiye çıkarak on katına ulaşmıştır. Şehirlerde oturanların yaklaşık % 80’i Çinli’dir. Doğu Türkistan’daki Çinli nüfûsun çoğalması Çinlilerle yerli halk arasında gerilimin artmasına yol açmıştır. Aksu, Kaşgar, İli ve Kargalık’ı da içine alan bir kısım şehirlerde geçmişte kargaşalıklar çıkmıştır.

Eğitim imkânları mahdut olan Doğu Türkistan’da yalnızca bir üniversite, 12 yüksek okul, 800 lise, 1400 orta ve ilkokul bulunmaktadır. Urumçi Üniversitesinin on fakültesinde 1727’si Doğu Türkistanlı olmak üzere, 3154 öğrenci vardır. Yabancı dil olarak Türkçe, İngilizce ve Rusça okutulmaktadır. Ayrıca eğitimin yalnızca Çince yapıldığı Çin okulları da vardır. Çin eğitim teşekküllerinde Uygurca mecburî dil olmadığı halde, Uygur okullarında Çince mecburîdir.

Doğu Türkistan’da toplam 24.000.000 km’yi bulan yol şebekesinin 5.200 km’si asfaltlanmıştır. Çin’den gelip, Urumçi üzerinden Korla’ya giden bir de demiryolu vardır. Bu demiryolunun toplam uzunluğu 2.350 km’dir. Urumçi’den Korla, Kuçar, Hoten gibi şehirlere düzenli uçak seferleri de yapılmaktadır.

Mao (1949-1976) devrinde dînî, kültürel ve siyâsî bakımdan baskı yapılan Doğu Türkistan halkına onun ölümünden sonraki Çinli liderler daha pragmatik davranmışlar, özellikle Afganistan’ın Sovyetlerce işgâli Çinlilerin davranışlarını değiştirmelerini gerektirmiştir. Hükümetin baskı siyâsetinde bir gevşeme olmuş ve Doğu Türkistanlılara dînî ve kültürel alanlarda belli bir derecede hürriyet verilmiş, önceleri zorla kabul ettirilmiş olan yabancı Lâtin alfabesi fesh edilmiştir. Yerli halk Çincenin fonetiğine dayanılarak hazırlanmış Lâtin alfabesinin uygulanmasını, kimliklerinin yok edilmesi Arap ve Müslüman dünyâsıyla olan kardeşlik ve kültürel bağların çözülmesi için eğitimde yapılan devrimleri Çin komplosu saydığından, tedirgin edici faktörlerden biri böylece ortadan kalkmıştır. Lâtin alfabesinin feshini Doğu Türkistanlıların yaklaşık bin yıldır kullanmakta olduğu Kur’ân harflerinin yeniden kabul edilmesi tâkip etmiştir.

Doğu Türkistan târihinde ilk defâ Çinliler halkın Türk asıllı olduğu gerçeğini kabul etmiştir. Uygur halkına kendi târihlerini yazma izni verilmiştir. Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Tatarlar ve Taciklerden meydana gelen Doğu Türkistanlı halk Müslümandır. İslâmiyeti 934 yılında başşehri Kaşgar olan Karahanlı Devletinin hükümdarı Abdülkerim Satuk Buğra Hanın idâresinde kabul etmişlerdir.

Mao idâresi esnâsında Doğu Türkistanlı Müslümanlara, Kur’ân-ı kerîm okumak, İslâm ahkâmını yerine getirmek, câmiye gitmek ve İslâmî konularda vâz vermek yasaklanmıştı. Câmiler kapatılmış, birçoğu da değiştirilerek baraka, komünist parti merkezleri, büroları, hattâ mezbahalar hâline getirilmiştir.

Son yıllarda bu hassas konularda hükümet politikasında biraz gevşeme olmuş, câmiler açılmış, bir kısmı da yenilenmiştir. Doğu Türkistan’ın birkaç şehrinde medreselerin yeniden açılması için hükümetle mutabakata varılmıştır. Bu ümit verici gelişmelere rağmen ülkenin tamâmında dînî eğitim yasağı yine de devam etmektedir.

Doğu Türkistanlı halkın siyâsî hürriyeti ve hükümet reisinin gerçek yetkisi yoktur. Bütün güç Doğu Türkistan Komünist Parti Sekreterinin elindedir. Bütün önemli mevkileri Çinliler tutmaktadır. “Gerekirse mevki verin, fakat yetkiyi teslim etmeyin” formülü hâlâ geçerlidir. Akrabalarını görmek, vatanı ziyâret etmek maksadıyla Doğu Türkistan’a giden Türklere kara yolculuğu yapma izni verilmemektedir. Hattâ turistik geziler için Doğu Türkistan’a giden yabancılara da kara yolculuğu yaptırılmamaktadır. Siyâsî gözlemcilere göre bunun sebebi Doğu Türkistan’a geniş ölçüde Çinli göçmen yerleştirilmesini gözden uzak tutmaktır. Doğu Türkistan’ın pekçok bölgesine Çinlilerden başkasının girmesi yasaktır.

Çin’de son yıllarda tatbik edilen birden fazla çocuk yapmama kânunu Doğu Türkistanlı Türklere de uygulanmaya başlanmıştır. Fabrikada çalışan Türk asıllı işçiler Çinlilerin onda birine bile ulaşamamakta ve Çinlilere sağlanan lojman ve sıhhî tesisler, Türklere sağlanmamakta, sefâlete itilmektedirler.

1949 yılında Kızıl Çin tarafından işgâl edildikten sonra Doğu Türkistan’da tam bir şiddet ve baskı rejimi uygulamıştır. 1954’ten 1955’e kadar yürütülen “reform hareketi” sırasında Doğu Türkleri feodal, karşı devrimci gibi ithamlar adı altında müthiş bir işkence ve baskıya mâruz bırakılmış, bütün maddî varlıkları komünistler tarafından gaspedilmiştir. Böylece Doğu Türkistan Müslümanları bitmeyen yoksulluklara itilmiştir. Münevver Müslümanlar işkencelerle yok edilmiştir.

Çin’in hâkimiyetinde yaşayan milletlerin kültürleri, millî sanat, örf ve âdetleri, dînî inançları ibâdetleri ortadan kaldırılmıştır. On yıl devam eden bu devrim sırasında, Türklerin mânevî değerleri yok edilmek istenmiş, İslâmiyete saldırılmış, Çinlilere benzemeye zorlanmışlardır.

TÜRKMENİSTAN


DEVLETİN ADI: Türkmenistan Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ: Aşkabat
YÜZÖLÇÜMÜ: 448.000 km2
NÜFUSU: 3.859.000
RESMİ DİLİ: Türkmence
DİNİ: İslâmiyet
PARA BİRİMİ: Ruble

Orta Asya’da bulunan bir Türk Devleti. Kuzeyinde Kazakistan, doğusunda Özbekistan, güneyinde İran ve Afganistan, batısında Hazar Gölü yer alır.

Târihi

Türkmenler, altıncı yüzyıldan îtibâren Göktürklerin idâresinde toplanan Türk kabîlelerinden bir kısmı gibi kendi aralarında birlik kurarak Tula-Selenga ırmakları bölgesinde Dokuz-Oğuz kağanlığını meydana getirdiler. Göktürk kağanlığının; Kutluğ tarafından 682’de ikinci defâ kurulmasından sonra Göktürkler hâkimiyetlerini kabul etmeyen Türkmenler üzerine yürüdüler. Tula Irmağı kıyısında yapılan savaşta Türkmenler yenildiler. Fakat, Göktürklerin hâkimiyetini kabul etmediler. İlteriş Kağan, Türkmenler üzerine birçok sefer daha düzenledi ve Baz Kağanı öldürdü. Türkmenlerin merkezi Ötüken ve çevresini ele geçirdi. Bu yenilgi karşısında İlteriş Kağan’ın hâkimiyetini kabul etmek mecburiyetinde kalan Türkmenler, Göktürklerin Kırgız Seferine katıldılar. Daha sonra Göktürklere isyân eden Türkmenler birçok savaşta mağlup olunca Çin taraflarına göç ettiler. Bir müddet sonra yurtlarına döndüler. Uygurlara yardım ederek Göktürklerin yıkılmasını sağladılar. Türkmenler, Uygur Devletinin dayandığı başlıca boylardan biri oldu. Fakat zaman zaman Uygurlara karşı da isyân etmekten geri durmadılar. Uygurların yıkılmasından sonra batıya göç ederek Sir Derya (Seyhun) kıyılarına ve onun kuzeyindeki bozkırlara yerleştiler.

Türkmenler onuncu asırdan îtibâren göçebe hayâtı yanında yerleşik bir hayât sürmeye de başladılar. Bu asrın başlarında Oğuzlar, Mâverâünnehr çevresine yerleşip Yabgu denilen hükümdarların idâre ettiği bir devlet kurdular. Türkmenlerin bu sırada başşehirleri Sir Derya kıyısındaki Yeni Kent idi. Yabgu Devleti zamanında Türkmenler Üçok ve Bozok diye ikiye ayrıldılar.

Onuncu asrın sonlarında İslâm dînini kabûl ederek iyice güçlenen Türkmenler, komşuları Peçenekler ve Hazarlarla savaşarak onları yendiler. İslâm dînini kabul eden ve Selçuklu hâkimiyetine giren Türkmenler, Oğuz Yabgu Devleti hükümdarının kendilerine kötülük yapacağından çekinerek, İslâm diyârı olan Horasan’a göç ettiler. Mâveraünnehr’de kalan diğer Türkmen boyları da Kıpçakların hücum ve baskıları neticesinde dağıldılar ve Türkmen Devleti yıkılmış oldu. Yerlerinde kalan Oğuzlar ise Karacuk Dağları bölgesinde, Mankışlak’ta ve Sir Derya Nehri kıyılarında yerleştiler. Daha sonra Karahıtayların ve Karlukların baskısı neticesinde Selçuklulara tâbi oldular.

Türkmenlerin birçoğu Selçuklular devrinde yerleşik hayâta geçtiler. On birinci yüzyılın ikinci yarısından îtibâren akın akın İran, Irak, Anadolu ve Suriye’ye doğru yayıldılar. Gittikleri yerlerde doğruluğun, adâletin, ilmin ve medeniyetin müdâfîliğini yaptılar. İnsanlara hizmet etmek, ilmin ve medeniyetin yayılmasını sağlamak için pekçok câmi, medrese, kervansaray, hamam ve köprüler yaptırdılar.

Mankışlak ve Sir Derya Nehri kıyılarında kalan Türkmenler o havâlinin askerî istilâ yolları üzerinde olmamasından, on yedinci asrın ortalarına kadar daha rahat ve müstakil bir hayat yaşadılar. Fakat 1639 ve 1700 yıllarında, bilhassa Kazaklara indirdikleri darbeyle Orta Asya’nın Rus istilâsına açılmasına sebep olan Moğol asıllı Kalmukların hücumlarına uğradılar. Mankışlak bölgesinde yaşayan o devir Türkmen boylarının en büyüğü ve kuvvetlisi olan Teke Türkmenleri Kopet Dağı bölgesine çekildiler. Orada diğer Türkmen boylarıyla birleşerek kuvvetlendiler. Bu Türkmen boyları Türkmen-Özbek işbirliğinin ayakta tuttuğu Hive Hanlığına vergiyle bağlandılar. İran’da hâkimiyeti eline geçiren Afşar Türkmen beylerinden Nâdir Şahın Orta Asya hanlıklarını işgal ettiği devrelerde de onun hâkimiyetini kabul ettiler.

Nâdir Şahtan sonra bir müddet İran ve Hive Hanlığının baskı ve hücumlarına mâruz kalan Türkmenler, 1835’ten îtibâren Merv bölgesine doğru yayılmaya başladılar. Daha sonra İran ve Hive Hanlıkları tekrar Türkmenlere saldırılara başladılar. Türkmenler 1855’te Hive ordusunu ağır bir mağlubiyete uğratarak, Hive Hanlığı saldırılarından kurtuldular. Ancak, Türkmenistan üzerinde hak iddia eden İran saldırıları onları zor durumda bıraktı. Sulh isteyen Türkmenler karşısında, savaşı kazanacağından emin olan Hasan Mirzan, 30.000 kişilik ordu 33 top ile Türkmen topraklarında ilerlemeye başladı. Bu sırada Türkmenlerin başında bulunan Hurşid Han, diğer Türkmen boylarından yardım istedi ve zaman kazanmak için Karakum Çölüne çekildi. Kuvvetlerini bir araya toplayıp, ikmal yollarını kesen Hurşid Han, İran ordusunu büyük bir mağlubiyete uğrattı. Böylece Türkmenler tam mânâsıyla istiklallerini kazandılar. Halkının refahı için çalışan Hurşid Han, kurduğu barajlar ve açtırdığı kanallarla Türkmen topraklarını münbit bir hâle getirdi.

Ağır mağlubiyetin ardından bir müddet Türkmen topraklarına saldırmayan İran, daha sonraki saldırılarda da başarı elde edemedi. Rusların Orta Asya’ya doğru istilâlarını hızlandırdıkları devirde, İranlıların yaptıkları hücumlar Türkmenlere oldukça büyük zarar verdi.

Türkmenlerle Ruslar arasındaki ilk münâsebet on dokuzuncu asrın ilk yarısında, Rusların İranlılara karşı kazandıkları başarılar sonunda Hazar Denizindeki Aşura’da bir üs kurmalarından sonra (1846) başlamıştır. Ruslar 1859’da Hazar’ın doğu sahillerinde bir kale kurduktan sonra, Türkmenlere karşı askerî seferler düzenleyerek, pekçok Türkmen yerleşme merkezini tahrip ettiler. Osmanlı-Rus (1877/1878) Harbi üzerine Türkmenler üzerine gönderilen Rus birlikleri Kafkasya’ya çekildi. Osmanlı ordusunun mağlubiyeti, Türkmenler üzerinde çok kötü tesir yaptı. Bazı devlet ileri gelenleri Ruslara teslim olmayı teklif ettiler. Yapılan toplantılar neticesinde Türkmen ileri gelenleri kanlarının son damlasına kadar Ruslarla savaşma kararı aldılar. Ruslar Türkmenistan’ı ele geçirmek için büyük harekat başlattılar. Birçok kaleyi ele geçiren Rus birlikleri Göktepe’de ağır bir mağlubiyete uğradılar. Göktepe’deki bu Türkmen başarısı Rusların o âna kadar Orta-Asya’daki yenilmezlik vasıflarını yıktı.

Ruslar, 1881’de Göztepe’yi ele geçirmek üzere takviye birlik alarak saldırdılar. Uzun süren savaşlar neticesinde Göktepe Rusların eline geçti. Rus kumandanı Skobelev, yayınladığı bir bildiriyle, Türkmenlerden Rus çarının hâkimiyetini kabul etmelerini istemişse de bunun cevapsız kalması üzerine, harekata devam ederek Aşkâbâd’a kadar olan Türkmen topraklarını işgal etti. Ruslar, Aşkâbâd’dan sonraki ilerlemelerini İngilizlerin baskıları ile durdurdular.

Türkmenistan’daki Rus idâresi ve sömürüsü işgal ettikleri diğer Türk memleketlerinden farklı olmayıp, yalnız daha sıkı bir şekilde denetimleri altında tutmak olmuştur. Toprakların verimli kısımları Türkmenlerin ellerinden alındı. Yirminci asrın başlarında diğer Türk memleketlerinde olduğu gibi Türkmenistan’da da fikrî ve siyasî bir uyanış başladı. 1916’da Rus yönetimine karşı başlayan ayaklanmaya Türkmenler etkili bir şekilde katıldılar.

1917 Rus Devrimini takip eden iç savaş neticesinde, savaşı kazanan bolşevikler, bütün Türk illerindeki kurtuluş hareketlerini önledikten sonra Türkmenistan’daki millî ayaklanmayı da bastırdılar. Aşkabâd’ın temmuz 1919’da, Krosnovodsk’un da Şubat 1920’de düşmesinin ardından bölgede bolşevikler yönetimi ele geçirdi.

1924’e kadar Türkistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhûriyeti ismiyle anılan Türkistan, 1924’te yapılan idârî değişiklikle Sovyetler Birliğini meydana getiren 15 Cumhûriyetten biri hâline getirildi.

Sovyetler Birliğinde başlayan reformlar, Türkmenistan’da da köklü değişikliklere sebep oldu. Ülke yeni bir siyâsî ve ekonomik döneme girdi. Türkmenistan, 22 Ekim1991’de bağımsızlığını îlân etti. Aynı sene Bağımsız Devletler Topluluğuna katıldı.

Fizikî Yapı

Türkmenistan topraklarının beşte dördünü Karakum Çölü kaplar. Güneyinde yer alan Kugitang ve Kopet dağları, Pamir, Altay sıradağlarının kollarıdır. Kopet Dağları İran’la olan tabii sınırı da çizer. Ülkenin kuzey doğusunda Küçük (772 m), Büyük Balkan (1880 m) ve Krasnovods (308 m) yaylaları, bulunur. Kugitang Dağlarının en yüksek noktası 3319 metredir.

Ülke coğrafi yapısından anlaşıldığı gibi akarsu yönünden fakirdir. Belli başlı akarsuları Hazar Denizine dökülen Atrek, Karakum Çölünde kaybolan Tecen ile Murgap ve ülkenin kuzey doğusundan bir bölümü geçen Amu Derya’dır. Sulama gâyesiyle Cumhûriyette birçok kanal ve gölet inşâ edilmiştir. Karakum Çölü boyunca uzanan ve dünyânın en büyük sulama ve taşımacılık kanalı olan Karakum Kanalının yapımı 1950’li senelerden beri devam etmektedir. Günümüzde(1994) 900 km’si, tamamlanan kanalın önümüzdeki yıllarda bitirilmesi plânlanmıştır. Kanalın bitmiş hâli 1400 km olacaktır.

Dünyânın en büyük gölü olan Hazar Denizinin bir bölümü Türkmenistan sınırları içinde kalır.

İklim

Türkmenistan’da sert bir kara iklimi hâkimdir. Sıcaklık gün ve sene içinde büyük farklılıklar gösterir. Yazın nâdir olarak 35°C’nin altına düşen sıcaklık, Karakum Çölünde gölgede 50°C’ye kadar yükselir. Kışın sıcaklık bâzı bölgelerde -33°C’ye kadar düşer. Türkmenistan çok az yağış alır. İlkbaharda görülen yağışlarda kuzeybatı 80 mm, çöle yakın bölgeler 100-150 mm, güneybatıdaki yaylalar 200-300 mm yağış alır. Mevsim dönemlerinde ülke İran ve Afganistan yönünden esen kum fırtınalarına sahne olur.

Tabii Kaynaklar

Mâdenler:

Türkmenistan yeraltı zenginlikleri bakımından oldukça zengindir. Çeleken yarımadasına Nebit Dağ, Kum Dağ ve Okarem’de petrol ve doğal gaz yatakları vardır. Ayrıca Karakum’da doğalgaz, Gavrdak’ta kükürt, kurşun, Kara Boğaz Gölünde kalium, mâdeni tuz çıkarılmaktadır. Bunların yanında İyod, brom yatakları da işletilmektedir.

Bitki örtüsü ve hayvanlar; Türkmenistan topraklarının vahalar, vâdi ve platolar dışında kalan kısmının tabii bitki örtüsü çöl bitkileridir. Kopet Dağları arasında kalan vâdilerde badem, incir, ceviz, nehir kıyılarında ise kara kavak, söğüt ve kamış yetiştirilir. Türkmenistan’da en sık rastlanan yabâni hayvanlar tilki, yaban kedisi, Karakum ceylanı, dağ koyunu ve keçisi, çita, vaşak ve oklu kirpidir. Sürüler halinde göç eden su kuşları kışın Hazar Denizinin doğu kıyılarında konaklar. Hazar Denizinde başta havyarıyla meşhur mersinbalığı olmak üzere çeşitli balık türleri yaşar.

Nüfus ve Sosyal Hayat

3.714.000 nüfûsa sâhip Türkmenistan’da nüfus artışı % 2,7’dir. Nüfûsun % 72’sini Türkmenler, % 9,5’unu Ruslar, % 2,5’unu Kazaklar, % 9’unu Özbekler, % 7’sini diğer milletler meydana getirir.

Türkmenistan’da Aşkabat, Krasnovodski (Kızılsu), Mari (Merv), Taşağuz Cercoz olmak üzere beş eyâlet bunlara bağlı olarak 21 mahalle, 14 şehir vardır.

Türkmenistan’da eğitime, nüfûsa oranla çok önem verilmektedir. 1925’te kabul edilen Türkmen Yomut dili edebî dil olarak kullanılmaktadır. Okuma-yazma oranı % 99’dur. Ülkede 9 üniversite ve İlimler Akademisine bağlı 56 enstitü vardır. Eğitim 7-17 yaş arası mecburi ve parasızdır.

Türkmenler sünnî olup Hanefî mezhebindendir. Sovyet yönetimi 1928’de Türkmenler arasında İslâmiyeti tamâmen kaldırtmak gâyesiyle din aleyhtarı büyük bir kampanya başlatmışlardır. Bu, Orta Asya’da yürütülen en sert İslâm aleyhtarı kampanya idi ve 1941 senesine kadar sürmüştü. İkinci Dünyâ savaşı sırasında kampanya durdurulmuşsa da 1948’de yeniden başlatıldı ve son yıllara kadar devam ettirildi. Neticede resmî dînî makamlar zayıfladı. Fakat gayri resmî İslâmi hareketler güç kazandı. 1948’den bu yana basılan din aleyhtarı kitapların çoğu tasavvufa yönelikti.

Siyâsî Hayat

Türkmenistan’ın idâri yapısı Başkanlık sistemine dayanmaktadır. Cumhurbaşkanlığına bağlı Bakanlar Kurulu bulunmaktadır. Çok partili sistem vardır. Meclis 50 üyeden meydana gelir. Milletvekili seçimleri beş senede bir yapılır.

Ekonomi

Türkmenistan ekonomisi tarıma dayanır. Tarımda pamukçuluk mühim yer tutar. Ayrıca kavun, karpuz yetiştirilir ve üzüm bağları bulunmaktadır. Mungap, Tecen ve Kopet Dağı eteklerinde pamuk, Çarcuy’da kavun-karpuz yetiştirilmekte olup Aşkabad, Göktepe ve Merv’de üzüm bağları vardır. Bunların dışında bir miktar buğday, arpa, mısır ve tütün de yetiştirilmektedir. Ekonomide hayvancılık önemli yer tutar. En çok Karakul koyunları beslenir. Koyunu büyükbaş hayvan ve tavuk tâkip eder.

Türkmenistan’da tekstil sanâyii önemli ölçüde gelişmiştir. Aşkabad Merv, Çarcuy, Taşağuz ve Saya’da tekstil fabrikaları vardır. Bu fabrikalarda başta pamuk olmak üzere yün ve ipekli kumaşlar dokunur. Gıdâ sanâyiine âit fabrikalar Bayram Ali, Taşağuz, Aşkabad ve Krasnovodsk’ta toplanmıştır. Ayrıca ufak makina inşâ ve elektroteknik sanâyi bulunmakta olup, bunlarda Aşkabad, Çarcuy ve Krasnovodsk gibi önemli şehirlerde kurulmuştur. Kimyâ sanâyiine âit fabrikalar ise Çeleken, Bekdaş, Çaray’da faaliyet göstermektedir.

Mâden yününden zengin olan Türkmenistan’da çıkarılan petrol borularla nakledildiği Krasnovodsk rafinerisinde işlenmektedir. Bayram Ali ve Darvasa’da çıkarılan doğal gaz Buhara ve Urala sevkedilir. Petrolün dışında kükürt, kurşun, kalsiyum mâdeni, tuz, iyod, krom, cıva gibi mâdenler çıkarılarak işlenmektedir. Madenlerin tarıma elverişli olmayan bozkır ve çöl gibi bölgelerde bulunması, bu bölgelerin nüfûsunun artmasına sebep olmuştur.

Türkmenistan’da ayrıca halıcılık çok gelişmiştir. Türkmen halıları dünyaca meşhurdur. Türkmenistan ile Türkiye arasında tıp, sağlık, telekominikasyon, ekonomi, ticâri ve turizm alanlarında ön görüşmeler neticesinde çeşitli anlaşmalar yapılmıştır.

Ulaşım

Ulaşım belli başlı yerleşim noktası arasında yapılmaktadır. Çarlık döneminde yapılmış olan Krasnovodsk-Çarcuy arasındaki Kafkasötesi demiryolu ve Merv-Kuşka, Çarcuy-Kungnk ve Karşı-Termes arasındaki demiryollarının uzunluğu 2120 kilometredir. Ayrıca 8700 km’lik bir şose bağlantısı olup, bunların dışında ulaşım nehirlerde ve bilhassa Türkmen kanalında yapılır.

UMMAN


DEVLETİN ADI: Umman Sultanlığı
BAŞŞEHRİ: Maskat
YÜZÖLÇÜMÜ: 306.000 km2
NÜFUSU: 1.650.000
RESMİ DİLİ: Arapça
DİNİ: İslâmiyet (İbâdiyye)
PARA BİRİMİ: Umman Riyali

Arap Yarımadasının güneydoğu köşesinde bulunan bir devlet. Umman, kuzeydoğuda Umman Körfezi, güneyde Umman Denizi, güneybatıda Yemen Demokratik Halk Cumhûriyeti, batıda Suudi Arabistan, kuzeyde ve kuzeybatıda Birleşik Arap Emirlikleriyle çevrilidir.

Târih

On altıncı asır başlarında Portekiz, Maskat Limanını ve iç bölgenin önemli bir kısmını ele geçirdi. On yedinci yüzyılda bunların tesiri gittikçe azaldı. Ummanlılar yavaş yavaş İran Körfezindeki ve Doğu Afrika kıyısı yakınındaki deniz ticâret yollarını kontrol altına aldılar. Bir ara Sokotra, Zengibar ve Doğu Afrika topraklarının bir kısmı Umman Devletine bağlandı. On dokuzuncu yüzyılda Umman, İngiltere ileİkinci Dünyâ Savaşından sonra da devam eden özel bir dostluk kurdu. 1958’de Belucistan’ın Mekran kıyısındaki Guadar Limanı ve yakınındaki topraklar Pakistan’a verildi. İngiltere 1967’deKuria ve Muria adalarını Umman’a geri verdi. 23 Temmuz 1970’te Sultan Said bin Teymur, oğlu Kabus tarafından tahttan indirildi. Yeni sultan, o zamana kadar Maskat ve Umman olan ülkenin ismini Umman Sultanlığı olarak değiştirdi. Yemen Halk Cumhûriyeti ve Kızıl Çin tarafından desteklenen Güney Dofar’daki solcu gerillalarla Aralık 1975’te bozguna uğratıncaya kadar savaştı. ABD ile ekonomik ve askerî yardım anlaşmaları sonucunda, ABD kuvvetleri 1980’de Hint Okyanusu civârında deniz ve hava üsleri elde etme imkânını buldu. Kabus bin Said yönetimi İran-Irak Savaşı boyunca ve Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında tarafsız kaldı.

Fizikî Yapı

Umman’ın büyük bölümü kıraç tepeler ve ovalar, kumlu düzlükler ve çöllerle kaplıdır. Umman Körfezinin geri bölgesinde kalan topraklar dağlık olup, ülkenin en yüksek noktası (3017 m) olan Akdar Dağı buradadır. Ülkenin en verimli kısımları Maskat’ın kuzeybatısındaki Batinah Ovası ve Güney Dofar eyâletinde dağlarla deniz arasında kalan hilâl şeklindeki toprak parçasıdır. Kuzeyde meşhur Rubülhâli Çölü yer alır. Ülke kıyılarının toplam uzunluğu 1600 km civârındadır.

İklimi

Umman dünyânın en sıcak ülkelerinden birisidir. Sıcaklıklar ekseriya 54°C’ye kadar ulaşır. Yıllık yağış ortalaması 76 mm ile 101 mm arasında değişmekte olup, Batinah Ovası bundan müstesnâdır. Rubûlhâli Çölüne hemen hemen hiç yağmur düşmez.

Tabiî Kaynaklar

Ülkenin büyük bölümü çöller ve steplerle kaplıdır. Ülkenin tek yeraltı zenginliği petroldür.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Umman nüfûsu 1.650.000 olup, kilometrekareye 4-5 kişi düşer. Ülkenin en büyük nüfus merkezi 50.000 nüfuslu başşehir Maskat’tır. Nüfûsun % 89’u Araplardan, % 4’ü Belucîlerden, % 3’ü İranlılardan, % 2’si Afrikalılardan müteşekkildir. Nüfûsun büyük çoğunluğu Hâricîlerden Abdullah bin İbâd’ın kurduğu ve sapık bir yol olan İbâdiyye fırkasındandır. Resmî dil Arapça olup, halkın büyük çoğunluğu bu dili konuşur, okuma-yazma bilenler nüfûsun % 20’sini teşkil eder.

Siyâsî Hayat

Umman, sultan tarafından yönetilen bir ülke olup, idâri yönden bir eyâlete ve çok sayıda kazalara ayrılmıştır. Sultan, devlet işlerini kendinin seçtiği bir kabineyle yürütür. Çeşitli meslek kesimlerini ve bölgeleri temsil etmek üzere Sultan tarafından tâyin edilen 55 üyeli bir Danışma Meclisi de mevcuttur. Ülkenin yazılı bir anayasası yoktur. Umman 1971’den beri Birleşmiş Milletlere üyedir.

Ekonomi

Umman ekonomisi esas îtibâriyle petrole dayanmakta olup, petrol, ihrâcâtın % 95’ini teşkil eder. Petrolün üçte biri Japonya’ya kalanın büyük çoğunluğu Avrupa’ya ihrâç edilir. Önemli sayılabilecek bir sanâyii olmadığından, diğer ihraç malları tarım ürünlerinden ibârettir. Hurma, misket limonu, nar bunların başta gelenleridir. Başlıca ithâl malları pirinç, buğday, un, süt, araç ve araç parçaları, elektrikli eşyâlar ve yapı malzemeleridir. Umman en çok İngiltere, Hindistan ve Körfez ülkeleri ile ticâret yapar.

Ulaşım: Ülkede ulaşım kara, deniz ve hava yoluyla sağlanır. Karayolları ağı bütün yerleşim merkezlerini birbirine balar. Karayollarının uzunluğu 27.438 km’dir. Maskat ve Salale’de modern liman ve havaalanları vardır.

ÜRDÜN


DEVLETİN ADI: Haşimî Ürdün Emirliği
BAŞŞEHRİ: Amman
YÜZÖLÇÜMÜ: 88.947 km2
NÜFUSU: 3.700.000
RESMİ DİLİ: Arapça
DİNİ: İslâm
PARA BİRİMİ: Dinar

Ortadoğu’da bağımsız bir devlet. Ürdün batıda İsrâil, kuzeyde Suriye, kuzeydoğuda Irak ve güneydoğuda Suudi Arabistan ile çevrilidir.

Târihi

Ürdün’ün târihi çok eski devirlere dayanır. Bölgede kurulan ilk devletler arasında Gilead, Amman, Moab ve Edom yer alır. M.Ö. 13. asırda bölgeye İsrâiloğulları hâkim oldu. Bu hâkimiyete M.Ö. 721’de Asurlular tarafından son verildi. Asur egemenliği Medlerin M.Ö. 612’de devleti yıkmasıyla sona erdi. M.Ö. 587’de bölge Bâbil hâkimiyeti altına girdi. M.Ö. 332’de Büyük İskender bölgeyi ele geçirdi. Daha sonra bölge sırasıyla Ptolemaios ve Selevkosların hâkimiyeti altına girdi. M.Ö. 64-63 yılları arasında ise Romalılar bölgeyi ele geçirdi. Roma’nın ikiye ayrılmasından sonra bölge Bizansın elinde kaldı. Bugünkü Ürdün toprakları hazret-i Ömer zamânında Müslümanlar tarafından fethedildi ve halkın çoğu İslâm dînine girdi. Sırasıyla Emevî, Abbâsî, Selçuklu, Eyyûbî ve Memlûk hâkimiyetine girdi. Ürdün, Yavuz Sultan Selim Han (1512-1520) zamânında Osmanlı Devletinin bir parçası oldu (1516). Birinci Cihan Harbi sonunda, 400 seneden beri Osmanlı adâleti altında yaşayan Ürdün, 1920’de İngiltere’nin manda yönetimi altına girdi. 1921’deEmir Şerif Abdullah, Ürdün Nehrinin doğu tarafındaki topraklarda yarı bağımsız bir emirlik kurdu. Bu topraklar Filistin’in üçte ikisini ihtivâ ediyordu. İngiltere 1946’daLondra Antlaşması kararları gereğince Ürdün’ün bağımsızlığını tanıdı. Siyonistler ve Araplar o zamanlar İngiliz mandası altında olan Filistin üzerinde hak iddia ediyorlardı. İngiltere, Filistin’i paylaştırma plânını BM’ye götürdü. Plân Arap Devletleri ve Filistinliler tarafından reddedildi. Mayıs 1948’de manda rejimi sona erdiğinde, Ürdün ordusu İsrâil Devletiyle Arap devletleri arasındaki savaşta Filistinlilerin yardımına geldi. Ürdün, Kudüs şehrini ve Ürdün Nehrinin batı tarafındaki toprakları işgâl etti. Melik Abdullah, işgâl edilmiş toprakları 1950’de Emirliğine resmen ilhak etti. Fakat 20 Temmuz 1951’de EmirAbdullah Kudüs’te İngilizlerin kirâlık kâtilleri tarafından şehit edildi. Yerine oğlu Talal geçti. Fakat Talal hasta olduğundan tahtını ve tâcını oğlu Hüseyin’e terk etti. Emir Hüseyin Mayıs 1953’te göreve başladı. Ürdün, 1967 Arap-İsrâil Harbinde, 1948’de kazandığı toprakların hepsini kaybetti. 6000 kişi kayıp verdi. Savaşın sonunda Ürdün ekonomisi çöküntüye girdi. Bu arada 1964’te kurulan Filistin Kurtuluş Teşkilâtı (FKT), İsrail’e karşı yaptığı operasyonlarda Ürdün’ü ana üs seçmişti ve devlet içinde devlet olma tehlikesi gösteriyordu. FKT’nin İsrail’e yaptığı saldırılar, İsrail’in Ürdün’ü büyük zararlara sokan misillemeler yapmasına sebep oldu. 1971’de Emir Hüseyin Arap ülkelerinin kınamalarına rağmen FKT’nı ülkeden çıkardı. Ürdün 1973-1974 Arap-İsrail Harbine katılmadı. Fakat 1978’de Mısır-İsrâil Kamp David Antlaşmasını red etmede Arap ülkelerinin çoğuyla birleşti. Ürdün Mart 1979’da Mısır ile diplomatik ilişkileri kesen ilk Arap ülkesi oldu. Bu politikasını 1984’ten sonra değiştirdi. 1980’de başlayan İran-Irak Harbi sırasında Ürdün, Irak’ın başlıca silah kaynağı oldu. 1989’da Irak’ın Kuveyt’i işgaline karşı çıkan Ürdün, Amerika’nın Irak’a karşı harekette bulunması üzerine Irak’ı destekledi.

Fizikî Yapı

Ürdün toprakları esas îtibâriyle yüksek bir çöl ve dik bir yayladan meydana gelir. Arâzinin büyük bölümünün deniz seviyesinden yüksekliği 600 ilâ 900 m arasında değişmekte olup, bâzı yerlerde 1500 m’yi aşar. Ülke, Büyük Arabistan Yaylasının bir uzantısı durumundadır. Ürdün az da olsa Kızıldeniz’deki Akabe Körfezinde 25 km’lik bir kıyıya sâhiptir.

Ülkenin batı kısmını kuzeyden güneye doğru Ürdün Nehri Vâdisi, Lut Gölü ve Vadi-al-Araba kesmekte olup, bu uzantı boyunca Ürdün toprakları deniz seviyesinden aşağıdadır. Vadinin genişliği 16 ilâ 23 km arasında değişir ve kenarlarında dik uçurumlara yaslanır. Ürdün Nehrine ve Lut Gölüne birçok küçük nehir dökülmekte olup, bunların çoğu yazın kurumaktadır. Şimdi İsrail’in işgâli altında bulunan Ürdün Nehrinin batısındaki topraklar verimli olup, doğu tarafa nazaran daha alçaktır. Nehrin doğusundaki toprakların beşte dördü çöl hâlindedir. Suriye sınırına yakın yerlerin büyük bölümü püskürmüş lâvlarla kaplıdır.

İklim

Ürdün’de Akdeniz iklimine benzer bir iklim hüküm sürer. Kışlar yağışlı ve serindir. Bilhassa yüksek yerler alçaklara göre daha soğuktur. Diğer mevsimlerde ise alçaklara göre daha aşırı bir sıcaklık ve kuraklık görülür. Ürdün Vâdisinde sıcaklıklar yazın 49°C’ye kadar yükselir. Vâdinin doğu tarafındaki ovalarda yıllık yağış ortalaması 200 mm civarındadır. Ülkenin batı kısmında yağış miktarı yılda 380 ilâ 640 mm arasındadır. Lut Gölü yakınlarında yağış oldukça az olup, yılda 127 mm civarındadır.

Tabiî Kaynaklar

Ürdün’de kayda değer bir bitki örtüsü olmayıp, büyük bölümü çöllerle kaplıdır. Ülkenin en önemli yeraltı zenginlikleri fosfat ve potasdır. En büyük fosfat yatakları Vâdiel-Hasa ve Amman’ın hemen kuzeydoğusundadır. Lut Gölündeki potas kaynakları dünyâda ilk sıralarda yer almaktadır. Bunlardan başka Akabe yakınlarında ticârî kıymete sâhip bakır yatakları bulunmuştur.

Nüfus ve Sosyal Hayat

3.700.000 nüfuslu Ürdün halkının % 62’si şehirlerde, % 35’i köylerde, % 3’ü göçebe olarak yaşar. Ülkenin en büyük şehirleri 1.500.000 nüfuslu başşehir Amman ve 634.200 nüfuslu İrbid’dir. Sürekli olarak şehirlere göç vardır. Hükümet bunu önleme çâreleri aramakta olup, köylülere ve bedevîlere daha büyük hizmetler götürmekte ve daha büyük ekonomik imkânlar tanımaktadır.

Ürdünlülerin büyük çoğunluğu Arap’tır. Ürdün Nehrinin batı tarafına yerleşen İsraillilerden sonra, en büyük azınlık grubu 250.000 civârındaki Çerkez ve Çeçenlerdir. Bunlar 19. yüzyılda Rusya’nınKafkasya’yı işgâli üzerine Osmanlılar tarafından Ürdün’e yerleştirilen Kafkasyahlar olup, Ürdün’ün ekonomik ve sosyal hayâtında önemli bir rol oynamaktadırlar. Diğer azınlık gruplarıÜrdün Nehrinin batısında yaşayan Asurîler ve Ermenilerdir. Ülkede ayrıca az sayıda Kürt, Türk, İranlı ve Yahûdî vardır. Etnik azınlıklar Ürdün halkına intibak etmiş olup, büyük çoğunluğu Arapça konuşmakta veya kendi dilinden başka Arapçayı da bilmektedir.

İslâmiyet devletin resmî dînidir. Müslümanlar nüfûsun % 93’ünü, Hıristiyanlar % 5’ini teşkil ederler. Nüfûsun geri kalanı Bahaî, Yahûdî ve Dürzîdir. Ürdün halkının % 58’i okuma-yazma bilmektedir. Yüksek tahsil kuruluşları 1962’deAmman’da kurulan Ürdün Üniversitesi ve 1976’da İrbid’de kurulan Yermuk Üniversitesidir. Ayrıca Mute Üniversitesi ve 1993 kurulan Âlibeyt Üniversitesi çeşitli özel üniversiteler de vardır.

Siyâsî Hayat

Ürdün emirlikle yönetilen bir ülkedir. Emirler Ürdün’ün ilk emiri Abdullah bin Hüseyin tarafından kurulan Haşimî hânedanındandır. Kânunları koyan Millet Meclisi, 30 üyeli bir senato ve 60 üyeli Temsilciler Meclisinden meydana gelmektedir. Senato üyeleri Emir tarafından dört yıl süreyle tâyin edilir. Temsilciler Meclisi Üyeleri de dört yıl süreyle görev yapmakta olup, seçimle işbaşına gelirler. Ürdün, üçü Ürdün Nehrinin batı tarafında, beşi doğu tarafında olmak üzere sekiz vilâyete ayrılmıştır. Ürdün 1955’ten îtibâren Birleşmiş Milletlere üyedir.

Ekonomi

Ürdün ekonomisi büyük ölçüde dış yardıma bağlı durumdadır. Günümüzde bu yardım, petrol üreten Arap ülkelerinden gelmektedir. Ekonominin önceden beri belkemiği olan tarım, İsrail’in verimli topraklarının üçte birini işgâl etmesiyle, büyük ölçüde etkilenmiştir. Tarım gayri millî hâsılanın % 7 ilâ 8’ini sağlamaktadır. Ürdün, gıdâ maddelerinde kendi kendine yeterli durumda değildir. Fakat sulanan topraklarda değeri yüksek ihraç bitkileri yetiştirerek ithal ürünlerinin mâliyetini dengelemeye çalışmaktadır. Sulanan topraklarda ve meyve bahçelerinde domates, turunçgiller, muz, incir, üzüm, ceviz gibi birçok bitik ve meyve yetiştirilmektedir. Kuru tarım yapılan yerlerde özellikle buğday ve arpa olmak üzere tahıllar ve zeytin yetiştirilir. Ülkenin belli başlı hayvanları koyun, keçi ve devedir.

Enerji ve su sıkıntısı ekonomik gelişmeyi sınırlamaktadır. Tekstil, çimento ve gıdâ sanâyileri gelişmiş durumdadır. Turizm ülkeye en fazla döviz sağlayan gelir kaynağı olup, gayri millî hâsılanın % 16’sını teşkil eder. Turistlerin aşağı yukarı % 80’i Ortadoğu’dan gelmektedir.

Ürdün büyük ölçüde dış ticâret açığı vermektedir. Ülke en çok Suudi Arabistan’la ticâret yapmaktadır. Tarım ürünleri ve fosfat; Ortadoğu, Hindistan ve Japonya’ya ihraç edilir. Ana malzemeler ve tüketim maddeleri Birleşik Almanya, İtalya ve Japonya’dan ithal edilir.

Ürdün karayolları 6500 km. uzunluğunda olup, bunun 4745 km’si asfalttır. Hicaz demiryolu yeniden inşâ edilmiştir. Suriye demiryollarına bağlanan ana hatla irtibatlanmak için, fosfat mâdenlerine ve Akabe’ye kadar uzatılmıştır. Akabe’de tamâmen modern ve gelişmekte olan bir liman vardır. Amman, Akabe ve Zizya’da uluslararası havaalanları vardır.

VİETNAM


DEVLETİN ADI: Sosyalist Vietnam Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ: Hanoi
YÜZÖLÇÜMÜ: 331.688 km2
NÜFUSU: 69.050.000
RESMİ DİLİ: Vietnam Dili
DİNİ: Budizm, Taoizm
PARA BİRİMİ: Dong

Güneydoğu Asya’daki Çinhindi Yarımadasının doğu kısmında yer alan bağımsız bir devlet. Vietnam’ın kuzeyde Çin, batıda Kamboçya ve Laos ile hudutları vardır. Vietnam’ın uzun kıyı hattı doğuda Güney Çin Denizine bakar, güneyde ise Siyam Körfezine ulaşır. Ülke 8°34’ ve 23°23’ kuzey enlemleriyle 102°09’ ve 109°28’ doğu boylamları arasında bulunur.

Târihi

M.Ö. 3. yüzyılda Viet kabileleri, Çin’in Kanton şehrinden Orta Vietnam’a kadar uzanan Nam Viet Devletini kurdular. M.Ö. 111’de Nam Viet Devleti yıkılınca, Vietler Çin hâkimiyeti altına girdiler. Uzun bir savaştan sonra Çinlileri Kızıl Nehir Vâdisinden çıkaran Vietnamlılar M.S. 939’da bağımsızlıklarını kazandılar. Vietnam 15. asır başlarında Çin tarafından tekrar alındı ise de, kısa bir süre sonra 1427’de tekrar bağımsızlığına kavuştu. 1887’de Tonkin ve Annam’la birlikte Kamboçya ve Laos, Çinhindi Birliği içinde teşkilatlandı. Yönetim bir Fransız Genel Vâlisine verildi.

Fransa’nın ülkeyi ekonomik yönden sömürmesi ve siyâsî baskısı, Fransız yönetimine karşı kuvvetli bir millî direniş hareketine sebep oldu. 1930 ve 1945 yılları arasında Fransa’ya karşı hareketlerde komünistler en kuvvetli grup olarak ortaya çıktılar. Bunlar 1941’de Vietnam Bağımsızlık Cemiyetini (Vietminh) kurarak komünist olmayan birçok grupları da kendilerine çektiler.

İkinci Dünyâ Savaşında Vietnam’ı işgâl eden Japonya 1945’te teslim olunca, Vietminh birlikleri Hanoi’de iktidarı ele geçirdiler. Liderleri Ho Chi Minh Vietnam’ın bağımsızlığını îlân etti. Fransa güneyde millî ihtilâli bastırmayı başardı. Fakat kuzeyde sömürge rejimini yeniden kurmak istemesi, Çinhindi Savaşlarının patlak vermesine sebep oldu. 1946’dan 1954’e kadar devam eden savaş, Fransa Dienbienphu Muhârebesinde bozguna uğrayınca son buldu.

21 Temmuz 1954’te Cenevre Antlaşması imzâlandı. Bu antlaşma kararlarına göre geçici olarak ülke, kuzeyde komünist kontrolündeki Demokratik VietnamCumhûriyeti, güneyde Vietnam Cumhûriyeti olmak üzere iki ayrı devlete bölündü. Bölünme hattı 17. paraleldi. Bu bölünme hattı 1956’da yapılacak olan genel seçimlerle kaldırılacaktı. Fakat genel seçimler yapılmadı. Bunun üzerine Kuzey Vietnam, Güney Vietnam hükümet başkanı Diem’i düşürmeyi hedef alan bir terör kampanyası başlattı. 1960’ta Diem ve Vietcong olarak bilinen komünist gerillalar arasındaki mücâdele şiddetli bir iç savaşa dönüştü. Güney Vietnam ABD tarafından, Vietcong ise Kuzey Vietnam tarafından destekleniyordu. Diem komünistlerle baş edemeyince, 1963’te subaylar bir darbe yaparak hükümeti devirdi. Diem’in düşüşü birbirini tâkip eden birçok askerî darbeleri peşinden getirdi. Siyâsî bir istikrarsızlık dönemi başladı.

Vietcong ve Kuzey Vietnam birlikleri baskısı altındaki Güney Vietnam’ın çöküşünü ancak ABD müdâhalesi engelledi. Amerikan yardımıyla Güney Vietnam ordusunun kuvveti üç kat arttı. 1964’te ABD, komünist kuvvetlerin artan taarruzlarına cevap olarak Kuzey Vietnam’ı bombalamaya başladı. Nisan 1969’da 543.000’e ulaşan Vietnam’daki Amerikan kuvvetleri Başkan Nixon’un emriyle Temmuz 1969’dan îtibâren yavaş yavaş çekilerek azaltılmaya başlandı. 27 Ocak 1973’te Paris’te ABD, Kuzey ve Güney Vietnam ve Vietcong arasında bir ateşkes antlaşması imzâlandı. Fakat bu anlaşma kararlarına hiç uyulmadı.

1974’te Güney Vietnam’a Amerikan yardımı, ABD kongresi tarafından durduruldu. Çinhindi’nin her tarafında iki yıl boyunca çetin muhârebeler devam etti. Kuzey Vietnam 1975’in ilk aylarında merkezi Vietnam’da kalan son Güney Vietnam kuvvetlerine taarruza başladı. Güney Vietnam’ın geri çekilme harekâtı bozguna dönüştü. Saygon rejimi 30 Nisan’da teslim oldu. Geçici bir ihtilâl hükümeti, kontrolü ele geçirdi ve komünizmi yerleştirmek için adımlar atıldı. Bütün işyerleri ve çiftlikler devletleştirildi. 165.000’i ABD’ye olmak üzere binlerce Vietnamlı diğer ülkelere iltica etti. Ülkenin iki tarafının Millet Meclisleri toplanarak 2 Temmuz 1976’da Vietnam tekrar birleştirildi. Kuzey Vietnam’ın başşehri, bayrağı, marşı, amblemi ve parası ülkede geçerli oldu. Hemen hemen yüksek hükümet kademelerinin hepsine eski Kuzey Vietnam hükümetinin görevlileri getirildi. Vietnam İç Savaşı bütün Vietnam’ın Rus peyki olmasıyla neticelendi. Güney Vietnam’daki ABD üsleri Rus üsleri oldu.

Sivillere karşı saldırı ve zulüm devam ederken 1977-1980’de Kamboçya ile şiddetli bir savaş patlak verdi. Vietnamlı azınlıkların deniz yolu ile veya karadan Kamboçya üzerinden artan kaçış hareketleri üzerine, 1983’te Vietnam, Kamboçya’daki mülteci kamplarına taarruzda bulundu. 140.000 Çin asıllı Vietnam’ı terk edince Çin ile münâsebetler bozuldu ve Çin ekonomik yardımı kesti. Çin, Vietnam’ın dört sınır eyâletine taarruz etti. Birçok ekonomik hedefleri tahrip etti. Vietnam, Çin saldırılarını püskürtmekle birlikte büyük ekonomik kayıplara uğradı. Parti genel sekreteri olan ve ülke yönetiminde ağırlığını koruyan Le Duan’ın ölümü üzerine, Vietnam’ın siyâsetinde değişiklikler oldu. 1989 sonlarında Vietnam birlikleri Kamboçya’dan çekilmeye başladı. Buna bağlı olarak ABD ile ilişkilerin normale dönmesi gündeme geldi. Nisan 1992’de Millî Meclis 1980’den beri yürürlükte olan anayasanın yerine yeni bir anayasa kabul etti. Yeni anayasayla devlet konseyi ve Bakanlar Kurulu kaldırıldı. Devlet Konseyi başkanından daha fazla yetkilere sâhip Cumhurbaşkanlığı makâmı kuruldu. Sandalye sayısı 496’dan 295’e indirilen meclis için Temmuz 1992’de seçimler yapıldı. Yeni meclis eski savunma bakanı Le Duc Anh’ı cumhurbaşkanlığına seçti. Ekonomi 1992’de hızlı bir gelişme gösterdi.

Aynı sene Rusya burada bulunan üslerdeki gemilerini ve askerî danışmanlarının hepsini geri çekti. Amerika ve yakın komşuları ile diplomatik ilişkileri yeniden başladı.

Fizikî Yapı

2240 km’lik bir kıyı hattına sâhip olan Vietnam uzun ve dar bir ülke olup, yaklaşık bir S şeklinde Çin sınırından Siyam Körfezine kadar uzanır. Ülkenin sâdece % 25’i verimli delta ve ovalardan meydana gelmiştir. Kalanı kıraç dağları ve kısmen ekilebilir yüksek yaylaları ihtivâ eder. Ülkenin en geniş yeri olan kuzey kesimde, dağlık kısımlarla Kızıl Nehir Vâdisi büyük ölçüde birbirine zıttır. Kızıl Nehir Çin’den doğarak, güneydoğu istikâmetinde akar ve Tonkin Körfezine dökülür. Vietnam’ın dar merkezî kısmı kıyıda ancak birkaç tâne verimli toprak parçasına sâhiptir. Merkezî kısmın uzunluğunun 800 km’den fazlası, kolları doğu istikâmetinde okyanusa uzanan Annam Sıradağları ile kaplıdır. Vietnam, güneydeMekong Nehri tarafından meydana getirilen ve bunun getirdiği topraklarla sürekli olarak zenginleşen büyük bir ova hâlindedir.

İklim

Vietnam’da tropikal bir iklim hüküm sürer. Yazın kuzeydeki sıcaklıklar güneydekinden pek farklı değildir. Bu mevsimde sıcaklıklar Hanoi ve Saygon’da 27°C ilâ 38°C arasında değişir. Fakat kışın sıcaklıklar kuzeyde daha düşüktür. Güney ise bütün yıl boyunca sıcaktır. Vietnam’da yağışlar sâdece bölgeye göre değişmez, aynı zamanda seneden seneye değişir. Yıllık yağış ortalaması Saygon ve Hanoi’de 1830 mm’dir. Fakat Vietnam’ın sık sık karşılaştığı kuraklık ve su taşkınlarına bağlı olarak, yağış miktarı yılda 1220 mm ve 2240 mm arasında değişir.

Tabiî Kaynakları

Vietnam bambu, Japon sediri, meşe, rodendron (açalyaya benzer bir bitki), mahun ağacı, abanoz ağacı ve tik ağacı gibi ağaçları ihtivâ eden ormanlara sâhiptir. Fakat bu ormanlar henüz kâfi derecede işletilmemektedir. Ülkedeki başlıca vahşî hayvanlar kaplan, panter, ayı, yabânî domuz ve maymundur. Fosfat, mâden kömürü, demir, manganez, boksit, antimon, volfram, tungsten ve çinko Vietnam’ın belli başlı yeraltı zenginlikleridir.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Vietnam halkının % 84’ü Vietnam asıllı, % 2’si Çinli, geri kalanı Muong, Thai, Meo, Khmer, Man ve Cham’dır. Çok sayıda azınlık gruplar olmakla birlikte, Vietnam halkı kültür birliğine sâhiptir. Dil ve âdetlerde, kuzeydeki ve güneydeki halk arasında pek az fark vardır. Ayrıca etnik gruplar arasında fizikî görünüm bakımından pek fark yoktur.

69.050.000 kişilik Vietnam nüfûsu aşırı derecede düzensiz olarak dağılmıştır. Aşağı yukarı nüfûsun % 80’i toprakların % 20’lik bir bölümünde yaşar. Halkın büyük çoğunluğu kuzeyde Kızıl Nehir deltasında, güneyde verimli kıyı ovalarında ve Mekong Deltasında toplanmıştır. Kilometrekareye düşen kişi sayısı ortalama 173 kişi civârındadır. Vietnam’ın büyük nüfus merkezleri güneyde 3.500.000 nüfuslu Ho Chi Minh (Saygon) ve 2.000.000 nüfuslu başşehir Hanoi’dir.

Vietnamlıların çoğunluğu Budizm, Taoizm ve Konfüçyüsizm gibi bozuk inançlara mensuptur. Diğerleri Katolik, Putperest, Müslümandır.

Vietnam dili tek heceli kelimelerden meydana gelmiştir. Aynı kelime ses tonu seviyesine göre farklı mânâlar almaktadır. Vietnam dili Çin’in edebiyat, felsefe ve teknik terimleriyle zenginleşmişse de, temelde Çince ile bağıntısı yoktur. Sömürge döneminde resmî dil olan Fransızca hâlâ tahsilli Vietnamlılar tarafından konuşulmaktadır. Fakat Fransızca yavaş yavaş yerini ikinci dil olarak İngilizceye bırakmaktadır. Vietnam halkının % 78’i okuma-yazma bilmektedir.

Siyâsî Hayat

1992’de yürürlüğe giren yeni anayasayla, Devlet Konseyi başkanlığı kaldırıldı. Yerine ondan daha fazla yetkilere sâhip Cumhurbaşkanlığı makâmı kuruldu. Cumhurbaşkanı meclis tarafından seçilir. Meclis 395 üyeden meydana gelmektedir. Vietnam 39 eyâlete ayrılmış olup, 1977’den îtibâren Birleşmiş Milletler Teşkilâtına üyedir.

Ekonomi

Vietnam esas îtibâriyle bir tarım ülkesi olup, çalışan nüfûsun % 70’i tarımla uğraşmaktadır. Ülkenin ana ürünleri pirinç, kauçuk ve mâden kömürüdür. Güneyde pirinç ve kauçuk, kuzeyde ise mâden kömürü başlıca ihraç mallarıdır. Önem bakımından ikinci derecede olan bitkileri geliştirmek için büyük gayret sarf edilmektedir. Bunlar mısır, çay, kahve, tarçın, biber, şekerkamışı, büyük hindistancevizi, tütün, ham ipek ve pamuktur.

Gıdâ, tekstil, mâden, kimyevî gübre, cam ve lâstik sanâyileri Vietnam’ın başlıca gelişmiş sanâyileridir. Sömürge rejiminin zamânında şiddetle sınırladığı sanâyi üretimi daha ziyâde iç tüketime yöneliktir. BDT ve Japonya Vietnam’ın en çok ticâret yaptığı ülkelerdir.

Vietnam karayollarının uzunluğu 15.000 km’nin üzerindedir. Demiryolu ağı ise 1900 km civârındadır. Ülkenin belli başlı havaalanları Saygon, Hanoi ve Hayfong’dadır.







 
 

ormela.tr.gg
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=