İletişim Adresi

   
  ORHAN YILDIZ
  iran, israil, Japonya, Kambocya ve Katar
 


İRAN, İSRÂİL, JAPONYA, KAMBOÇYA ve KATAR

İRAN


DEVLETİN ADI: İran İslâm Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ: Tahran
YÜZÖLÇÜMÜ: 1.648.000 km2
NÜFUSU: 59.570.000
RESMİ DİLİ: Farsça
DİNİ: İslâmiyet (Şiî)
PARA BİRİMİ: Riyâl

Asya’nın batısında yer alan bir devlet. Kuzeyinde Sovyetler Birliği ve Hazar Denizi, doğusunda Afganistan ve Pakistan, batısında Türkiye ve Irak, güneyinde Basra ve Umman körfezleri bulunur.

Târihi

M.Ö. 3000 yıllarından beri İran biliniyordu. Bilinen en eski imparatorluk Elamlıların M.Ö. 1100-600 yıllarında kurdukları imparatorluktur. Elamlıların yerine Medlerin kurmuş oldukları imparatorluğu Persli Keyhüsrev M.Ö. 550 yılında yıkmış ve Anadolu’nun büyük bir bölümü dâhil olmak üzere egemenliği altına almıştır.

İskender komutasındaki Yunanlılar M.Ö. 330 yıllarında bütün İran topraklarını ele geçirdiler. Bundan sonra İran topraklarında Parthların ve Sâsânîlerin egemenliği devâm etmiştir.

Sâsânîlerin çöküşü İslâm ordularının İran’ı ele geçirmeleriyle olmuştur. Hazret-i Ömer devrinde İran üzerine birçok seferler düzenlenmiştir. Akın akın İran içlerine giren İslâm orduları, Âzerbaycan, Taberistan, Cürcân, Rey, Kumîs, Karvin, Zencân, Hemedân, İsfahan ve Horasan’ı fethettiler. Hazret-i Ömer’in ölümünden sonra İran’da bâzı karışıklıklar meydana geldi. Hazret-i Osman bunun üzerine askerî birlik göndererek isyânları bastırdı ve elebaşılarını cezâlandırdı. Böylelikle İslâm hâkimiyeti, İran’da devamlı sağlanmış oldu.

Hicrî sesekizinci asrın başında Safiyyüddîn Erdebîlî hazretlerinin soyundan gelenler İran’da Sünnî bir tarîkat kurdular. Onun adına nisbetle bu tarîkata Safeviyye adı verildi. Osmanlı sultanları, İslâmiyete hizmet eden bu tarîkat mensuplarına pekçok ihsânlarda bulundular. Ancak Hoca Ali’den îtibâren bu yolun mensupları arasında Eshâb-ı kirâm düşmanlığı yayılmaya başladı. Daha sonra tarîkatın başına geçen Şeyh İbrâhim, aşırı Şiî görüşlerini benimsedi. Bundan sonra tarîkatin başına Şeyh Haydar geçti. Şeyh Haydar’ın ölümünden sonra oğlu Şah İsmâil taç giydi. Şah İsmâil, velînîmeti olan Akkoyunlular Devletini yıkarak, İran’da Safevî Hânedânını kurdu. Bunun zamânında Şiîlik, devletin resmi dîni oldu. Bu dönemde sülâlenin en büyük meselelerini Osmanlılarla savaşmak teşkil etti. 1514 yılında Çaldıran’da Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim, Şah İsmâil’i ağır bir hezîmete uğrattı ve Tebrizi fethetti (Bkz. ÇaldıranMuhârebesi). Şah İsmâil’in ölümünden sonra tahta geçen oğlu Tahmasb zamânında İran bütünüyle Osmanlıların eline geçti.

Safevî Sülâlesinin çöküşü Şah İkinciAbbâs’ın hükümdar olduğu döneme rastlar. Yıkılışın ilk belirtisi Kandehar’daki Afganlı Mir Veys’in 1709 yılında isyân ederek başarı sağlaması oldu. Bundan sonra Afganlılar sık sık İran üzerine askerî seferler düzenlediler. Fakat hiçbir zaman İran’a tamâmen sâhip olamadılar. 1729’da Safevîler yeniden yönetimi ele geçirdiler. Fakat bu sefer de Rus Çarı Deli Petro öteden beri gerekli ticâret yollarını açabilmek için İran’a göz dikmiş durumdaydı. Osmanlılar da İran’ın Rusların eline geçmemesi için İran üzerine bir sefer düzenledi. Osmanlılarla Ruslar arasında bir savaş tehlikesi belirdi, ama sanıldığı gibi olmayarak iki devlet anlaşarak, İran’ı aralarında pay ettiler. Bu anlaşma uzun sürmedi. Tahmasb kuzeydoğu İran’da bir ordu toplamaya çalışıyordu. Çar Petro, tahtın Safevî Sülâlesine geçmesini uygun karşılayacağını açıklamıştı. Ama bütün bunlar Safevî Sülâlesinin tahtı ele geçirmesine yetmedi. Nâdir Şah ile birlikte İran üzerinde Afşar soyunun egemenliği başlamaktadır. Ancak bu da uzun sürmedi. Nâdir Şah’ın öldürülmesinden sonra bir iktidar boşluğu meydana gelmiş ve bundan sonra üç ayrı rakip taht için ortaya çıkmıştır. Bunlar: Zendler, Afganlılar ve Kaçarlardır. Bunlardan Zendlerin yönetimi 40 seneye varmayacak derecede kısa bir zaman diliminde oldu. Bundan sonra ülke yönetimi 1925 yılına kadar Kaçarların elinde kaldı.

1925-1979 yılları arasındaki dönem ise Pehlevî sülâlesinin İran tahtında bulunduğu dönemdir. Pehlevî sülâlesinin İran tahtında bulunduğu süre içinde geçen en buhranlı dönem İkinci Dünyâ Savaşı yıllarıdır. 1938 yıllarından sonra İran’da Alman tesiri şiddetli bir şekilde kendisini hissettirmeye başlamış, bunun netîcesinde İran’da pekçok Nazi-Almanyasının teknisyenlerinin bulunması, başta İngiltere olmak üzere müttefik devletleri tedirgin etmiştir. Bununla başlayan gerginlik, 1952 senesinde İran’ın İngiltere ile diplomatik ilişkilerini kesmesine kadar ilerledi. İran başbakanlarından Musaddık’ın yönetimin başında bulunduğu dönemlerde İran Komünist Partisi olan Tudeh’e büyük tâvizler vermesi ve bunları batıya karşı koz olarak kullanmaya çalışması, memlekette huzursuzluklar meydana gelmesine sebep oldu. Bunun üzerine Şah, Musaddık’ı başbakanlıktan azlederek yerine General Zâhid’i tâyin etti.

1963 yılında Şah “Beyaz Devrim” adı altında ülkede büyük çapta ekonomik ve sosyal reformlar yapmıştır. Her geçen gün artan petrol gelirleri ve özellikle ülke savunması için yapılan büyük harcamalar, İran’ı Ortadoğu’da özellikle askerî bakımdan söz sâhibi ülkeler arasına getirmeye başlamıştı. Bu zamanda Fransa’da sürgünde bulunan İranlı Şiî lider Humeyni, ülkede Şiî inancının hâkimiyetinden istifâde ederek, çoğunlukta olan Şiîleri etrâfında topladı. İçten ve dıştan yapılan pekçok mücâdeleler netîcesinde Humeyni İran’a hâkim oldu. Şah âilesi İran’ı terketti ve memleket Şiî inancı ile idâre edilmeye başlandı. 1979 yılında İran İslâm Cumhûriyeti adını alan ülkede binlerce Şiî inancında olmayan İranlı, devlet aleyhtarlığı ile suçlanarak sorgusuz sualsiz kurşuna dizildi.

Humeyni idâresindeki İran, Irak ile 22 Eylül 1980’de harbe başlamış ve bu harpte yüzbinlerce İranlı ölmüştür. 20 Ağustos 1988’de Ateşkes îlânı ile savaş durdu. Âyetullah Humeyni’nin 1989’da ölmesi üzerine aynı yılın Ağustos ayında yerine cumhurbaşkanı Ali Hameney, Hameney’in yerine de meclis başkanı Hâşimî Rafsancani Cumhurbaşkanı seçildi. Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesi üzerine, İran’ın barış şartlarını eksiksiz kabul ettiğini açıkladı. Böylece l980’da başlayan savaş 1990’da barış anlaşması ile neticelendi ve iki ülke arasında diplomatik ilişki yeniden kuruldu.

Fizikî Yapı

İran’ın büyük bir bölümü yüksek ovalar ve geniş çöllerden meydana gelir. Ülkenin yüksek bir ovadan meydana gelen bölümü kuzeyde Elbruz Dağları, güneybatıda ise Zağros Dağları ile sınırlıdır. Bu ovanın merkezi iki büyük çölle kaplıdır. Deşt-i Kebir (Tuz çölü) ve Deşt-i Lût (Kum çölü) tam bir çöldür. Yağışlı mevsimlerde dağlardan gelen seller tuzları getirerek Dest-i Kebîr’e bırakırlar, mevsim kuraklaşınca çölün yüzeyinde bir tuz tabakası meydana gelir.

İran topraklarının büyük bir kısmı deniz seviyesinden 1000 m’den daha yüksektir. Kuzeyde 3000 m’yi geçen Kuzey İran Sıradağları bulunur. İran’ın bu bölümünde Hazar Denizini İran’ın iç bölgesindeki yaylalardan ayıran Elbruz Dağları 4000 m yüksekliğe kadar ulaşır. Doğuya doğru bu dağlık alan alçalır ve daralır. Elbruz Sıradağlarının batısında ise içinde, Rezâiye Gölü ve havzasının bulunduğu Âzerbaycan dağlık bölgesi uzanır. Rezâiye Gölünün hemen doğusunda Tebriz Ovası yer alır. Rezâiye Gölünün en derin yeri 14 m, yüzölçümü ise 5000 km2dir. İran’ın güneyini çevreleyen sıradağlar, Güney İran Dağları adı altında toplanır. İran’da ayrıca birçok volkanik dağlar vardır. Büyük Kevir, yeryüzünün dibi en düz olan en geniş çöllerinden biridir. Kuzistan Ovası, Mezopotamyanın bir uzantısıdır. İran, büyük ırmakları bulunmayan bir ülkedir. Az olan akarsularından Karun, Akçay ve Karaçay başlıcalarıdır.

İklimi

İklim bakımından İran, birbirinden çok farklı bölgelerin bulunduğu bir ülkedir. Hazar Denizine bakan kısımlar çok nemli ve dâimâ yağışlıdır. Bu bölge dışındaki bütün İran toprakları astropikal kurak bölge içindedir. Hazar Denizinin kuzey kenarlarını çeviren Elbruz Dağlarının kuzeye bakan yamaçları senede ortalama 1000-1500 mm ile bol yağış aldığından zengin ormanlarla kaplıdır. Bu dağların eteklerinde sıralanmış bulunan dar kıyı ovaları çok nemlidir. Güneyde iklim daha ılımandır ama, genelde belirgin bir sıcak söz konusudur. İsfahan yılda ancak 120 mm yağış alır. Yağmurlar genel olarak kış sonunda ve yaz ayları başlarında yağar. Denizden yüksek dağlarla ayrılan iç ovalar yaz süresinde Akdenizde görülen hava basıncı düşüklüklerinden etkilenmezler. Burada iklim yazları çok sıcak, kışları ise çok soğuktur.

Tabiî Kaynaklar

Bitki örtüsü ve hayvanlar: İran’ın dağlık yerleri ormanlarla kaplıdır. Hazar Denizi kıyı bölgesinde Karadeniz bitki topluluğunu andıran gür bir orman örtüsü meydana gelmiştir. Bu kısımlarda ve yaylalarda yüksek bozkırlar geniş yer tutar. İç bölgelerin çukur yerlerinde tuzlu bataklıklar ile çöl bozkırları ve kum çölleri uzanır. Vâdiler boyunda ve sulanabilen verimli topraklarda çeşitli kültür bitkileri yetiştirilmektedir. Kurak bölgelerde bunlar birer vaha görünüşündedir.

İran ormanlarında bugün az sayıda kaplan, leopar, kurt, ayı ve tilki bulunmaktadır. Çöllerin çevresinde boş topraklarda ceylanlar yaşar. Dağlık bölgelerde yaban keçileri ve çeşitli av kuşlarına rastlanır.

Mâdenleri:

İran mâden bakımından zengindir. Kuzey ve batı bölgelerinde kömür, Tahran-Semnan kuzeyi ile Yezd ve Keran arasında demir yatakları, Damgan’da altın, Anarak’ta nikel yatakları vardır. Ayrıca boksit, kurşun, antimon, kobalt, gümüş, kalay, bakır, kükürt ve tuz mâdenleri bulunmaktadır. Horasan’ın Turhis adlı mavimsi yeşilimsi mücevherleri ünlüdür.

İran’ın en büyük zenginliği petrol yataklarıdır. İran dünyâ petrolünün % 6’sını sağlamaktadır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

İran’ın nüfûsu 59.570.000 olup, km2ye 20 kişi düşmektedir. İran nüfusunun % 20’si şehirlerde yaşar. Halkın çoğunluğu Farslardan meydana gelir. Halkın % 60’ını Farslar, % 20’sini Türkler, % 10’unu Araplar, % 8’ini diğerleri ve % 2’sini Kürtler meydana getirir. İran’da 10 milyon civârında Âzerî Türkü bulunmaktadır. Halkın yarıdan çoğu Şiîdir. Geri kalanın çoğunluğu Sünnî olup, hakimiyet Şiîlerin elindedir. İran’da en yaygın dil Farsçadır. Ama nüfusun yarısından fazlası Türkçe, Arapça, Kürtçe, Beluçî ve Gılakî gibi çeşitli diller ve lehçeler kullanır. Kız ve erkek çocuklar için eğitim mecburî olduğu halde, uzak köylerde bu gerçekleştirilememektedir. Ülkede 10 üniversite bulunmaktadır. Başlıca şehirleri Tahran, Tebriz, Isfahan, Abadan ve Kum’dur.

Siyâsî Hayat

İran’da 1979 yılı başlarında, Humeyni’nin düzenlediği hareketle Şehinşahlık düzenine son verilmiş ve bir İslâm Cumhuriyeti kurulmuştur. İdarede tamâmen Şiîlerin hâkim olduğu İran’da yönetim; meclis, bakanlar, başbakan ve cumhurbaşkanı ve velâyet-i fakîh denilen on iki imâmın temsilcisi sayılan dînî lider tarafından yürütülür. 1989’da yapılan anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının konumu güçlendirildi.

Ekonomi

İran bir tarım ve hayvancılık ülkesidir. Siyâsî gelişmeler ekonominin gerilemesine yolaçmış, millî gelirin düşmesine sebeb olmuştur.

Tarım:

Nüfûsun büyük bir kısmı tarımla uğraşmaktadır. İran’ın yedide biri ekilebilir ve tarıma elverişlidir. Tarım ürünleri arasında en çok buğday ve arpa elde edilir. Meyve ve sebzenin yanında pirinç, mercimek, nohut, şekerpancarı, soğan, pamuk, kavun, karpuz, dut ve tütün yetiştirilmektedir. Kuzeydeki dar bir kıyı şeridinde sulamaya ihtiyaç duyulmadan tarım yapılabilmekte, güneyde sulama kanalları vâsıtasıyla hurma yetiştirilmektedir. Ülkenin güney ve güneydoğusunda sulama işi önemli bir problemdir. Birçok bölgede tarım eski usüllere dayanılarak yapılmaktadır. Bu yüzden tarımda istenilen netice alınamamaktadır.

Hayvancılık:

İran ekonomisinde hayvancılık önemli yer tutar. En çok koyun beslenir. Beslenen koyunların yünleri aranan ve çok değerli cinstendir. Genellikle dağların yüksek otlaklı yerlerinde ve yaylasında hayvancılık yapılır. Koyundan sonra en çok sığır beslenir. Hazar Denizinde balıkçılık yapılmaktadır. Buradan mersin balığı ve havyar elde edilir.

Endüstri:

Modern sanâyi İran’da çok az gelişmiştir. İşletmeye elverişli yataklar bulunmasına rağmen az miktarda kömür, demir filizi, kurşun, nikel, bakır çıkarılmaktadır. Eskiden beri İran’da önemli yer tutmuş olan halıcılık, dokumacılık ve deri işlemeciliği yanında, çeşitli endüstri kolları da gelişmeye başlamıştır. Dokuma, çimento, şeker fabrikaları, dökümcülük ve kimyâ endüstri kolları bunlardan bâzılarıdır. İran’ın en büyük zenginlik ve enerji kaynağı petroldür. Petrol işleme tesisleri, rafineriler İran’ın gelişmekte olan sanâyi tesislerinin başlıcalarıdır.

İran’da petrol yabancılar tarafından bulunmuş, onlar tarafından işlenmiş, 1951 yılında millîleştirilmiştir. Çeşitli merkezlerde çıkan petrol, dünyânın en büyük petrol rafinerilerinden olan Abadan petrol rafinerisine borularla getirilmektedir.

Ticâret:

İran ithâlâttan çok ihrâcat yapan bir ülkedir. İhraç ettiği ürünlerin başında petrol gelmektedir. Elde edilen petrolün €’den fazlasını satmaktadır. Diğer ihraç maddeleri pamuk, halı, meyve, pirinç, yün ve deridir. İthal ettiği mallar arasında şeker, makinalar, dokumalar, çelik, çay, motorlu taşıtlar bulunmaktadır.

Ulaşım:

İran’da 12.000 kilometrelik karayolu ve 4.601 kilometrelik bir demir yolu şebekesi bulunmaktadır. Başlıca limanları Abadan, Hürremşah, Basra Körfezinde bulunmaktadır. Hazar Denizinde ise, Benderşah ve Bender Pehlevî de önemli limanları arasındadır. Tahran ve Abadan’da milletlerarası havaalanları vardır.

İSRÂİL


DEVLETİN ADI: İsrâil Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ: Kudüs
YÜZÖLÇÜMÜ: 20.770 km2
NÜFUSU: 5.239.000
RESMİ DİLİ: İbrânice
DİNİ: Mûsevîlik
PARA BİRİMİ: Miskal Ortadoğu’da Arap ülkeleriyle çevrili ve dünyânın tek Yahûdî devleti. Kuzeyinde Lübnan, doğusunda Sûriye ve Ürdün, güneybatısında Mısır, batısında Akdeniz yer alır.

Târihi

İsrâil’in târihi çok eskilere dayanır. Hazret-i Dâvûd ve hazret-i Süleymân zamanlarında doğru yolda olan ve peygamberlere inanan Yahûdîler devlet kurmuşlardı. Fakat daha sonra hak yoldan ayrıldılar. Allahü teâlâ onlara Îsâ aleyhisselâmı peygamber olarak gönderdi. Yahûdîler hazret-i Îsâ’ya inanmadılar ve çok eziyet ettiler. Öldürülmesi için çeşitli yollara başvurdular. Nihâyet havârilerden Yuda, hazret-i Îsâ’nın yerini öğrenip Romalılara ihbâr etti. Allahü teâlâ tarafından hazret-i Îsâ’nın göğe çıkarılmasından sonra Romalılar Kudüs üzerine hücum ederek Yahûdîleri dağıttılar. Bir kısmını esir edip, bir kısmını da öldürdüler. Kudüs’ü yağma ve tahrip ettiler. Bu sûretle dağılan Yahûdîler bir yerde toplanıp bir daha devlet kuramadılar. Her yerde hor ve zelil oldular, perişan bir hâlde yaşadılar.

Bu durumda yaşayan Yahûdîler 19. asrın sonlarına doğru devlet kurma çalışmalarına başladılar. (Bkz. Filistin)

Arz-ı mev’ut (vâdedilmiş topraklar) üzerine devlet kurma çalışmaları ilk önce İngiltere’de görülür. 1848’de İngiliz hükûmeti bir tamimle Filistin’deki konsoloslarını, Yahûdîleri himâyeye memur etti. 1870’te Yahûdî faaliyetlerinin merkezi İngiltere’den Rusya’ya geçti. Siyonist hareketlerin başına geçen Theodor Herzl, Filistin’de bir Yahûdî devletinin kurulması için birçok çalışmalarda bulundu. Bunun gâyesi bir Yahûdî şirketi kurup, vâdedilmiş topraklar üzerine müstakil ve üç dört milyon Yahûdîye yetecek genişlikte toprak satın almaktı. Herzl, İngiltere gibi güçlü bir devleti arkasına alarak, gâyesine ulaşma çabasındaydı. Herzl, Yahûdî devletinin ancak, kutsal topraklar üzerinde kurulmasını istediğinden, 1870 yılından îtibâren Filistin toprakları üzerinde tarımsal yerleşme merkezleri teşkil etmeye başladılar. 1870-1896 yılları arasında Filistin’de on yedi tarım kolonisi kuruldu.

Herzl, devrin Osmanlı Sultanıİkinci Abdülhamîd Han ile görüşerek, ondan Filistin’de bir Aristokratik Cumhuriyet kurmak için izin istedi ve bâzı tekliflerde bulundu. Bu teklifler ise şunlardı:

1. Yahûdîler, Osmanlılara bir harp üssü inşâ edecekler.

2. Osmanlı Devletine büyük mâlî yardımda bulunacaklar.

3. Sultanın siyâsetini Avrupa’da destekleyecekler.

4. Filistin’de kuracakları büyük üniversitede aynı zamanda Türk talebeleri de okuyacak. Tahsil için Avrupa’ya gitmeye lüzum kalmayacaktı.

İkinci Abdülhamîd Han, devletin mâlî durumunun kötü olmasına rağmen bu teklifleri kabul etmedi ve târih sayfalarına altın harflerle yazılması gereken şu cevâbı verdi:

“Newlinsky Efendi! Eğer Mr. Herzl, senin, benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zîrâ bu vatan bana değil milletime âittir. Milletim bu Devleti kanlarını dökerek kazanmışlar ve yine kanlarıyla mahsuldâr kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efrâdı birer birer Plevne’de şehid düşmüşlerdir. Bir tânesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muhârebe meydanlarında kalmışlardır. Türk Devleti bana âit değildir. Türk milletinindir ve ben onun hiçbir parçasını veremem.”

Bu cevâba karşılık Herzl, gene Sultana birçok mektuplar yazmıştır. Fakat Sultan Herzl’in talep ve israrlarını kabul etmemiş, hattâ kat’î bir lisanla haberleşmeyi kesmiştir. 1908 Meşrûtiyetinden sonra İttihat ve Terakkî Partisine Yahûdîler geniş bir şekilde nüfuz ettiler. 1909’da bu parti tarafından kurulan hükûmette üç Yahûdî nâzır (bakan) bulunuyordu. 1914’te çıkartılan bir kânunla ekalliyet zümreleri toprak satın alabilecekti. Bu kânuna dayanarak; Yahûdîler Filistin’de geniş arâziler satın alıp, üzerlerine tapuladılar. Hattâ Yahûdî nazırlarının tesirleriyle Sultan İkinci Abdülhamîd’in Filistin’deki şahsına âit münbit arâziler Yahûdîlere satıldı.

Birinci Dünyâ Harbi Yahûdîlerin işine çok yaradı. İngiliz ve Fransızlar gizli bir anlaşma yaparak, Yahûdîlere teminât verdiler. Osmanlı Devleti elbirliğiyle yıkılacak ve Filistin’de bir Yahûdî Dev leti kurulacaktı. Bu vaadi alan Yahûdîler, Filistin’de Türkler aleyhine büyük bir casusluk faaliyetine giriştiler.

Birinci Dünyâ Harbi sonunda, Ortadoğu’da İngiltere’ye dost bir devlet kalmamıştı. İngiliz menfaatleri, bu bölgede bir dost devletin bulunmasını îcâb ettiriyordu. Filistin’de kurulacak bir Yahûdî devleti bu boşluğu doldurabilecekti. Bundan dolayı 2 Kasım 1917’de İngiltere meşhur Belfor vaadini açıkladı. Birleşmiş Milletler Cemiyeti de 1920 yılında, Filistin üzerinde İngiliz mandasını tanıdı. Bundan sonra kurulan bir Yahûdî bürosu İngiltere nezdinde Yahûdî haklarını temsil etmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın kabul etmediği şartlar arasında bulunan bir üniversite 1925 yılında Skopus Dağında kurulmaya başlandı.

İngiltere’nin Belfor plânını tatbike başlaması ile Araplar, sömürgecilerin Filistin topraklarını çalıp siyonistlere teslim ettiklerini anladılar ve bunu müthiş şekilde protesto ettiler. 1929’da Kudüslü Araplar ile Yahûdîler arasında on beş gün süren kanlı çarpışmalar oldu.

Bundan sonraki yıllarda Nazi Almanya’sının Yahûdîlere karşı soykırımına girişmeye başlamasıyla Filistin’e büyük bir Yahûdî göçü başladı. Filistin’deki Araplar bu göçe karşı koyduklarından İngiltere, Yahûdî göçlerinin durdurulmasına karar verdi. Bunun üzerine Sion’a bağlı Askerî Yahûdî Teşkilâtı Hagahan, Filistin’e göç konusunda İngiltere’nin aldığı bu kısıtlayıcı kararı protesto amacıyla silâhlı terör eylemlerine girişti. Filistin’e de gizli Yahûdî göçleri düzenlemeye başladı.

İkinci Dünyâ Harbinin müttefiklerin gâlibiyetiyle bitmesinden sonra, Filistin meselesi son safhasına ulaşmıştı. İngiltere daha sonra Amerika’nın yardımını sağladıktan sonra, Filistin meselesini Birleşmiş Milletlere götürüp, meselenin çözülmesini istedi. Birleşmiş Milletler 1947 Kasımında Filistin’in biri Yahûdî öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. Kudüs şehrine ise Birleşmiş Milletler denetiminde milletlerarası bir bölge statüsü tanındı. Bu çözüm Arapları tatmin etmedi. Filistin iç savaşı başladı. 1948 yılı 14 Mayısında İngiliz mandasının sona ermesi üzerine David Ben Gurion, bağımsız İsrail Devletinin kurulduğunu açıkladı.

İsrâil Devleti kurulur kurulmaz; Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları İsrâil üzerine saldırıya başladılar. Böylece Birinci Arap-İsrâil savaşı başlamıştı. Bu savaş bir yıl kadar sürdü. İsrâil’in yetmiş beş bin kişilik bir ordusu olmasına rağmen beş Arap devletini yendi. Birleşmiş Milletlerin çabasıyla yapılan anlaşma sonunda, İsrâil toprakları çok genişlemişti.

Araplarla İsrail arasındaki gerginlik 1964 yılında tekrar yoğunlaştı. Bu yılda bir Filistin Kurtuluş Teşkilâtı ve bu teşkilâta bağlı bir ordu kuruldu. Teşkilât gerilla faaliyetlerine başladı. 1967 Nisanında Suriye ve İsrâil arasında sınır bölgesinde sabotaj hareketlerinin artması ve Birleşmiş Milletler askerlerinin denetimlerinde bulunan Sina Yarımadasını terk etmeleri ve burada üslenen Mısır birliklerinin Şarmel Şeyhi işgal etmeleri üzerine 5 Haziran 1967’de savaş başladı. Çok kısa süren savaş, Arap ülkelerinin mağlûbiyeti ile sonuçlandı. İsrâil Kudüs’ün tamâmını, Sina Yarımadasının ve Suriye’nin güneybatı kesimini ele geçirdi. Çatışmalar sürekli devâm etti. Ekim 1973’te Mısır birlikleri Süveyş Kanalındaki İsrâil birliklerine sürpriz bir saldırı düzenleyerek yendi. Bu başarı, askerî dengenin Arap ülkeleri lehine değiştiğinin bir işâreti olarak yorumlandı. 1978 ve 1979 yılları arasında ABD’nin öncülüğüyle önemli bir derecede uzlaşma sağlandı. Bu uzlaşma, Arap ülkelerinin büyük tepkilerine sebeb oldu. Bu gün ise genelde, Arap ülkeleri ile İsrâil arasındaki gerginlik hâlâ devâm etmektedir. 6 Aralık 1987’den bu yana hergün Filistinliler işgalci İsrâil askerlerine karşı taş ve sopalarla mücâdele vermekte ve işgale direnmektedirler. 1991’de meydana gelen Körfez Savaşı sırasında Irak, İsrâil’e çeşitli zamanlarda füze saldırısında bulundu ise de İsrâil buna cevap vermedi. Bu savaş İsrâil’in Ortadoğu’da ABD’nin liderliğinde meydana gelen yeni düzende kilit bir rol üstlendi. Rusya Federasyonu bu yeni durum üzerine 24 yıl sonra İsrâil’le yeniden diplomatik ilişki kurdu. İsrâil 1992’de 400 kadar Müslüman Filistinliyi sınırdışı etmesi üzerine ABD-İsrâil ilişkileri bozuldu. ABD’nin baskısı ile buların bir kısmını geri almaya râzı oldu.

Fizikî Yapı

İsrâil, Ortadoğu’da Doğu Akdeniz kıyısındadır. Batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Ürdün, güneybatısında Sina Yarımadası ve Gazze vardır.

Ülkenin güney bölgesi, Necef Çölünden meydana gelir. Kuzeydoğu kesimi ise Şeria Hendeğine açılır. Güneydoğuda dik yükseltiler vardır. Lut Gölü bu bölgededir. Akdeniz kıyı bölgesinin kuzey bölümü Yafa’dan Karmel Dağına kadar uzanarak, Şaran Ovası adını alır. Karmel Dağının doğusunda Kişon Irmağı vâdisi boyunca uzanan Esdradelon Ovası yer alır. Ova, Taberiye Gölüne kadar uzanır. Ürdün Nehri buradan geçerek deniz yüzeyinden 394 m aşağıdaki Lut Gölüne dökülür. Lut Gölünün sâdece güneybatı sâhili İsrâil’indir.

İsrâil’in doğu bölgeleri dağlıktır. Buralar Şamiriye ve Yahudiye tepelerinden Necef Dağına kadar uzanır. İsrâil’in en yüksek noktası 1208 m’lik Nyron Dağı, TaberiyeGölünün kuzeybatısındadır. Golan Tepeleri de kuzey-doğudadır. Şamiriye ve Yahudiye tepeleri üzerinde Kudüs’ün bulunduğu yaylanın bir kısmı yer alır.

İklim

İsrâil’de yazlar kurak ve sıcak geçer. Yağmur ancak aralık, ocak ve şubat aylarında yağar. Yıllık ortalama yağış miktarı 1000 mm civârındadır. Yıllık sıcaklık ortalaması yazın 24-32°C arasında, kışın ise 7 ilâ 16°C arasındadır. Bu ortalama Necef çölünde 38°C’yi aşar.

Tabiî Kaynaklar

Bitki örtüsü ve hayvanlar: Ülke topraklarının yarıdan fazlasını meydana getiren Necef Çölü, çorak volkanik engebelerle sınırlanmış, geniş bir bozkır ovasıdır. Batı kesiminde kuru yaylalar bulunur. Galilea ve Carmel’in yüksek tepeleri Halep çamları ve meşe ağaçları ile kaplıdır. En tipik bitki örtüsü Akdeniz makileridir. Akdeniz kıyı bölgesi verimli ve yeşilliktir. İsrâil’de hızlı bir ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır. Yabâni hayvanlarının soyu gittikçe azalmıştır. Çok çeşitli kuş türleri vardır.

Mâdenler:

İsrâil’in en verimli ve değerli mâden yatakları, Lut Gölü bölgesinde bulunan potasyum, sodyum, mağnezyum ve tuz kaynaklarıdır. Bakır, kaya fosfatları, manganez, cam toprağı, kaolin, demir cevheri, petrol ve tabiî gaz Necef’te bulunur.

Nüfus ve Sosyal Hayat

İsrâil’in nüfûsu 5.239.000’dir. Halk iki ana gruptan meydana gelir. Bunlar Yahûdî çoğunluk ve Arap azınlıktır. İsrâil’in nüfûsu 1948’den beri çeşitli dünyâ ülkelerinden İsrâil’e göçeden göçmenlerle büyük hızla artmıştır.

Halkın büyük kesimi en önemli üç büyük şehir olan Tel-Aviv, Kudüs ve Hayfa’da toplanmıştır. İsrâil’de askerlik halk için büyük önem taşır. erkekler 18-28 yaşları arasında, kadınlar ise 18-26 yaş arasında askerlik yaparlar.

İsrâil’in resmî dili İbrânice’dir. Fakat Arap toplulukları açısından Arapça kabul edilmektedir.

İsrâil halkının Arap azınlıklar hâriç hepsi Yahûdîdir ve hayatlarında dînin özel bir yeri vardır. Fakat halkın ancak üçte biri dînî görevlerini yerine getirmektedir. Halkın % 90’ı Yahûdî, % 7’si Müslüman ve % 3’ü Hıristiyandır.

Eğitim:

İsrâil’de 5-14 yaşları arasında eğitim parasız ve mecbûridir. Ülkede 7 üniversite kuruluşu vardır. Bunların başlıcaları; Kudüs İbrâni Üniversitesi, Hayfa Teknik Enstitüsü ve Basilan İlâhiyât Üniversitesidir.

Siyâsî Hayat

İsrâil bir Cumhûriyettir. Knesset adı verilen İsrâil Parlamentosu 120 üyeden meydana gelir. Parlamento üyeleri 4 yılda bir yapılan seçimlerle belirlenir. Cumhurbaşkanı parlamento içinden ve parlamento tarafından 5 yıl süreyle seçilir. Başbakanlığa Cumhurbaşkanı tarafından çoğunluğu kazanan partinin lideri seçilir. Hükûmete parlamento dışından bakan tâyin edilebilmektedir.

Ekonomi

İsrâil ekonomisi, tarım, sanâyi ve turizme dayalıdır. Başka ülkelerde yaşayan Yahûdîlerin ve ABD’nin yardımı, ekonomisinin gelişmesine çok büyük katkıda bulunmuştur.

Tarım:

İsrâil tarımının temel birimini kibbutz’lar teşkil eder. Kibbutz, bir kollektif üretim teşkilâtıdır. Necef Çölü uzun çalışmalardan sonra ekilebilir duruma getirilmiş ve tarımsal üretim artmıştır. Kibbutz, kollektif çiftlikleri biçiminde teşkilâtlanmış olmasına rağmen kooperatif şeklinde birimler de vardır. Bu birimlere moşavim denir. Tarım bu teşkilâtlar tarafından yapılır. İsrâil toplam işgücünün % 6,5’u tarım sektöründe çalışmaktadır. İsrâil’de sulama şebekesi çok gelişmiştir. 400.000 hektardan büyük bir alan sulanabilmektedir. Ana tarım bölgesi Eşdraelon’dur. Sâhil ovaları da vâdiler kadar verimlidir. Yetiştirilen başlıca tarım ürünleri; tahıllar, turunçgiller, şekerpancarı ve üzümdür.

Hayvancılık:

Otlakların az olması sebebiyle hayvancılık gelişmemiştir. İsrâil’de sığır ve koyun yetiştirilir. Son yıllara kadar yasak olan domuz besleme önemli değildir. Zîrâ Yahûdîler domuz yemezler. Bunun yanında kümes hayvanları çoktur. Hayvanlardan elde ettiği ürünler kendi ihtiyacını karşılar.

Balıkçılık çok gelişmiş olup, Hint ve Atlas Okyanusuna çıkardığı gemilerle yapılan avcılık ile yılda 25.000 tondan fazla balık avlanır.

Sanâyi:

İsrâil’de sanâyi giderek gelişmektedir. Sanâyi gelişmesi 1958-1965 yılları arasında gerçekleşti.Sanâyi % 142 oranında artış gösterdi. Potas ve bakır sanâyii bunların başlıcalarıdır. Toplam işgücünün % 33.4’ü sanâyii alanında çalışmaktadır. Sanâyi bölgeleri Tel-Aviv ve Hayfa’da toplanmıştır. Gelişen sanâyi sektörlerinin başlıcaları; ilaç, optik, elektrik malzemesi, elmas işletmeciliği, silâh sanâyiidir.

Ticâret:

Dış satımının üçte birinden fazlasını elmas sanâyii sağlamaktadır. İhraç ettiği malların başında şu turunçgiller gelmektedir: Portakal, muz, nârenciye ve üzüm. Bugün dışarıya uçak ve silâh satmakta, fakat ticâret dengesi devamlı açık vermektedir. İthâlat özellikle mâmül eşyâ ve sanâyide kullanılan hammaddeler üzerinde yoğunlaşmıştır. Ticâretinin büyük bir kısmını ABD, İngiltere ve Almanya ile yapar.

Ulaşım:

İsrâil’in toplam karayolu uzunluğu 10.000 km, demiryollarının uzunluğu ise 767 kilometredir. Hava ulaşımını İsrâil Hava Yolları El-Al ile sağlamaktadır. Önemli limanları Ashot, Hayfa ve Eilat limanıdır.

JAPONYA


DEVLETİN ADI: Japonya
BAŞŞEHRİ: Tokyo
YÜZÖLÇÜMÜ: 377.800 km2
NÜFUSU: 124.319.000
RESMİ DİLİ: Japonca
DİNİ: Budizm
PARA BİRİMİ: Yen

Pasifik Okyanusunda dört büyük, beş yüz orta büyüklükte ve üç bin küçük adadan meydana gelmiş bir devlet. Büyük adaların adları Hokkaido, Honşu, Kiyudiyu ve Sihoku’dur. Japonya’nın toplam uzunluğu 2400 km’dir.

Târihi

Japonya’nın ilk sâkinlerinin Doğu Asya ve Güney Pasifik adalarından gelen göçmenler olduğu sanılmaktadır. Japon halkının atalarının şimdi Yamato ırkı diye bilinen ve M.S. 3 ve 4. asırda savaşçı kabîleler ve klanlar üzerine giderek üstünlük kuran aynı ırka âit insanlar olduğu zannedilmektedir.

Dördüncü yüzyılın sonunda Japonya ve Kore Yarımadasındaki krallıklar arasında temas kurulmuştu. Bu târihten sonra Japonya’da Çin’in kültür etkileri görüldü. Önce Konfüçyüs dîni ve sonra Budizm, Hindistan, Çin, Kore yoluyla 538 yılında buraya girmişti.

Ülkenin ilk ve devamlı hükûmet merkezi 8. yüzyılın başında Nara’da kuruldu. 710 ile 784 yılları arasında 74 sene bu imparatorluk devâm etti. 794 yılında ise Kyoto’da yeni bir hükûmet merkezi kuruldu. Burası bin yıl kadar imparatorun oturduğu yer olmuştur. Başkentin Kyoto’ya taşınması, 1192 yılına kadar devam etmiş olan Heian devrinin başlangıcı olmuştur.

1185 yılında Danoura Savaşında Minamotolar rakip Taira Kralını yok ederek gâlip gelmişlerdir.

Minemotoların iktidârı ele geçirmesi, Shogun denilen askerî liderler idâresi altında yedi asırlık bir feodal hâkimiyet devrinin başlangıcı olmuştur. 1192 yılında Minamotolar hükûmet merkezini Tokyo yakınındaki Kamakura’ya kurdular.

1213 yılında iktidar Minamotolardan, 1333 yılına kadar askerî yönetimi sürdüren Hogoların eline geçti. Bu dönemde Moğollar, 1274 ve 1281 yıllarında olmak üzere iki defâ Kuzey Kyushu’ya saldırdılar. Her iki savaşta başarılı olamayan Moğollar, ayrıca meydana gelen tayfunların tesiri ile Japonya’dan çekildiler.

1333 ile 1338 yılları arasında görülen kısa süreli imparatorlukları, Ashikaga Takauji tarafından Kyoto’da Muromachi’de kurulan yeni bir askerî yönetim tâkip etti. Bu kurulan hükûmet 1338’den 1578’e kadar iki yüz yıldan fazla bir süre devâm etmiştir.

On altıncı yüzyılda Avrupalılar Japonya topraklarına ayak bastılar. Bu arada misyonerler, Hıristiyanlığı burada yaymaya çalıştılar. Bunun üzerine Japon liderleri Hıristiyanlığın ve batı düşüncelerinin Japonya için zararlı olacağına inandıkları için Hollanda ve Çin tüccarı hâric olmak üzere bütün yabancıların Japonya’ya girişini yasakladılar. İki buçuk yüzyıl süresince Hollandalı tüccarların bulunduğu bu küçük ada, Japonya ile dış dünyâ arasında tek temas noktası olmuştur.

1853 yılında Amerikalı Komodor Matthev C.Perry dört gemiden meydana gelen donanmasıyla Tokyo Körfezine girmiş, ertesi yıl tekrar Japonya’ya gelerek, Japonları kendi ülkesiyle bir dostluk anlaşması imzâlamaya iknâ etmiştir. Bu anlaşmayı, aynı yıl içinde Rusya, Büyük Britanya veHollanda ile imzâlanan anlaşmalar tâkip etmiştir. Bu anlaşmalar dört yıl sonra ticâret anlaşmalarına dönüşmüştür.

Tokogaua Shogunluğunun derebeylik sistemi 1867 yılında yıkılmasına kadar geçen on yıllık süre içinde büyük bir karışıklık hüküm sürmüş ve 1868 yılında Meigi döneminin tekrar teşkilâtlanmasıyla bütün hâkimiyet yeniden imparatorun eline geçmiştir.

İmparator Meigi’nin idâresinde japonya, batıda gelişmesi yüzyıllar süren şeyleri kısa bir sürede başarmaya koyulmuş, modern sanâyileri, politik kuruluşları ve modern bir toplum modeli ile modern bir millet meydana getirmiştir. Japonya 1894-1895 yıllarında Çinlilerle, 1904 ve 1905 yıllarında da Ruslarla savaşmıştır. Japonya her iki savaşı da kazanarak 1875’te Rusya’ya verdiği Sahalin Adalarını geri almış, Formosa ve Kore’yi ele geçirmiş ve Mançurya’da bâzı çıkarlar elde etmişti. 1920 yılında Japonya, Anglo-Japon Birleşmesi kararları gereğince Birinci Dünyâ Harbine girmişti.

1937’de Japonya-Çin Savaşı başladı. Birinci Dünyâ Harbinde Almanlara karşı savaşan Japonya, 1939’da Almanya ve İtalya ile askerî bir ittifak kurdu ve 7 Aralık 1941’de Hawai Adalarına baskın yaparak Amerikan donanmasını yok etti. Savaşın ilk yıllarında üstün görünen Japonlar, sonraki yıllarda ağır kayıplara uğradılar. Amerikan uçaklarının 6 Ağustos 1945’te Hiroshima ve 9 Ağustosta Nagasaki’ye attıkları atom bombaları İkinci Dünyâ Savaşının netîcesini belli etmişti. 14 Ağustos 1945’te kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul eden Japonya ile 2 Eylül 1945’te resmî teslim anlaşması imzâlandı.

Yedi yıl sonra, 1951 yılı Eylül ayında Japonya 48 devletle San Francisko’da Barış Antlaşmasını imzâladı. 1952 yılı Nisan ayında yürürlüğe giren bu anlaşma ile Japonya tekrar istiklâlini kazandı. 1956 yılında ise Japonya 80. devlet olarak Birleşmiş milletlere tam üyeliğe kabul edilmiştir.

Bağımsızlığını kazandıktan sonra büyük bir ekonomik gelişme ile bugünkü refah düzeyine ulaşmış ve teknik ve bilimde çok ileri gitmiş olan Japonya, hemen hemen bütün dünyâ pazarlarını ele geçirmiş bir devlettir. Liberaller İkinci Dünyâ Savaşından bu yana iktidardadır.

1926’da tahta geçen İmparator Hirohito, 7 Ocak 1989’da öldü. Yerine büyük oğlu Prens Akihito tahta geçti ve 1990 Kasım ayında taç giydi.

Fizikî Yapı

Japonya, Hokkoida, Honshu, Shikoku ve Kyushu isimli dört ana adadan ve sâhil çizgisi açığında yüzlerce küçük adadan ibârettir. Japonya topraklarının % 80’i dağlıktır. Ülkede hâlen 60 faal, 165 sönmüş yanardağ bulunmaktadır. Ülkenin en meşhur dağı 3776 m yüksekliğindeki Fuji’dir. Bu dağ zarif görünüşü ve muhteşem güzelliği ile dünyâca meşhurdur. Ülkenin dörtte biri yanardağ döküntü ve külleriyle kaplıdır. Başlıca yanardağ bölgeleri Hokkaido, Honşu’nun kuzey ve orta kesimleriyle Kiyusiyu’nun güneyidir.

Japonya’da çok miktarda akarsu bulunur. Bu akarsular uzunluğu kısa ve süratli akışa sâhiptirler. Ayrıca bol miktarda krater gölleri vardır. En büyük gölü Biwa Gölüdür.

Japonya’nın topografik görüntüsü, bâzan çok güzel, bâzan da çok korkunç manzaralarla doludur. Karlarla beslenen dağ gölleri, kayalık boğazlar ve gürültülü nehirler, sarp dağ zirveleri ve şahâne şelâleler turistleri cezbeden dünyâca meşhur yerlerdir.

Tabiî Kaynaklar

Bitki örtüsü ve hayvanlar: Japonya’nın tabiî bitki örtüsü ile ormanlar, topraklarının % 70’ini teşkil etmektedir. Meşe, kâfuru ve bambu ağaçlarından meydana gelen subtropikal ormanlar, güneyde yer alır. Bu kesimin kuzeyinde ise, geniş yapraklı ağaçlardan müteşekkil ormanlar vardır. Bu ormanlarda; huş, kayın, meşe, kavak ve akağaç vardır.

Japonya’da en popüler ağaç türü, Hokkaido hâriç hemen hemen ülkenin her yerinde yetişen ve“sugi” veya Japon sediri denilen ağaçtır. “Hinoki” denen Japon selvisi ile “Akamutsu” denilen Japon kızılçamı Sugi’den sonra en çok yetişen ağaçların başında gelmektedir.

Mâdenler:

Japonya mâden kaynakları bakımından çok fakir olup, sanâyii beslemek için gerekli mâdenlerin çoğuna sâhip değildir. Japonya’da az miktarda kömür, kurşun, çinko, arsenik, bizmut, pirit, kükürt, kireç taşı, barit, silis taşı, feldspat, dolamit ve alçı taşı yatakları vardır. İhtiyaçlarını dışardan alır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Japonya’nın nüfûsu 123.200.000 olup, dünyâ sıralamasında nüfus fazlalığı yönünden yedinci sırayı alır. Yüzölçümünün az olması sebebiyle nüfus yoğunluğu çok fazladır. Halkın % 77’si şehirlerde yaşar. Şehirlerde yaşayan halkın % 58’i Tokyo, Osaho ve Nagoya’da toplanmıştır. Nüfûsu milyonu aşan yedi büyük şehir vardır. Bunlardan başşehir olan Tokyo, 8.323.699 nüfûsa sâhiptir.

Ekonomi

Tarım:

Nüfûsun büyük kısmının şehirlerde oturmasına rağmen, tarım Japonya ekonomisinin önemli bir kısmıdır. Toplam arâzinin ancak % 16’sı ekilebilir. Japonya’da tarım çok modern usullerle yapılmaktadır. Yetişen ürünlerin başında pirinç gelir. Pirinç üretimi ortalama 15.000.000 tondur. Pirinçten sonra ençok buğday, arpa, darı, şekerpancarı, patates ve fasulye yetiştirilir. Ayrıca tütün, pamuk, çay ve bunun yanında büyük bir kısmını ihraç ettiği çok çeşitli meyveler de yetiştirilmektedir.

Hayvancılık:

İyi mer’aların azlığı, hayvancılığın nisbeten küçük çapta kalmasına sebep olmuştur. Çiftliklerde sığır, koyun ve tavuk yetiştirilir. Bunların sayısı az olmasına rağmen, elde edilen ürün çoktur.

Ormancılık:

Ormanlar Japonya’nın toplam arâzisinin üçte ikisini kaplar. Bu ormanlar ülkenin temel inşâat malzemesini, kâğıt üretimi için gerekli kâğıt hamurunun büyük bir kısmını sağlayan başlıca kaynağı teşkil eder. Ormancılık ve kerestecilik sanâyiinde çalışanların toplamı dört milyon civârındadır. Fakat son yıllarda artan talep karşısında kereste ithal etmek zorunda kalmıştır. Kereste ithali petrolden sonra ikinci sırayı almaktadır.

Balıkçılık:

Japonya’nın dört tarafı denizlerle çevrili olması sebebiyle, balıkçılık gelişmiştir. Çok iyi donatılmış modern gemileriyle hemen hemen dünyânın her tarafında balık avı yapar. Yılda ortalama olarak tutulan 15 milyon ton balık, ülkede tüketilir ve çok az miktarı ihraç edilir. Balık üretimi bakımından dünyâda birincidir. Fakat Japon balıkçılığı son yıllarda gerilemiştir.

Sanâyi:

Japonya dünyânın üçüncü sanâyi ülkesidir. Sanâyisi daha çok ağır sanâyi üzerinde toplanmıştır. Başlıca sanâyi tesisleri gemi, otomobil, elektronik ve optik cihaz, lokomotif, uçak, kimyâ ve her çeşit makina îmal eden fabrikalardır. İş gücünün % 26’sı sanâyi kesiminde çalışmaktadır. Japon sanâyi kuruluşları doğudaki Kanto Ovasından Kiyusiyu’ya kadar uzanan bir kuşak üzerinde yer alır. Bu bölgede üç sanâyi merkezi vardır. Bunlar Keihin bölgesi, Hanshin bölgesi ve Chukyo bölgesidir. Keihin bölgesi, Tokyo, Yokohama ve Kawasaki şehirlerini içine alır. Hanshin bölgesi Osaka, Hyogo ve Kyoto şehirlerini içine alır. Chukyo bölgesi ise Nagoyo şehri ile koyu çevresini içine alır. Savaştan sonra gelişen Japonya sanâyi merkezleri, denizden kazanılmış topraklar üzerine kurulmuştur.

Ticâret:

Japonya elde ettiği sanâyi ürünlerinin büyük miktarını ihraç etmektedir. Ticâretin büyük bir kısmını deniz yoluyla gerçekleştiren Japonya’nın en önemli ürününü % 30’luk bir oranla makinalar meydana getirir. Bunu demir ve çelik mâmülleri, pamuk ürünleri, taşıma araçları, gemi, optik cihazlar, ham ipek, cam, porselen, oyuncak, elektronik araçlar ve balık mâmulleri tâkip eder.

İthal ettiği ürünlerin başında petrol gelir. Bunu demir cevheri, buğday tâkip eder. Bunların yanında ham pamuk, yün, kauçuk, ham maddeler ve kereste de ithal eder.

Dünyânın hemen hemen bütün ülkeleriyle ticâret yapar. En fazla ticâreti ABD ve Kanada ile olup bunu Asya ülkeleri tâkip eder.

Ulaşım:

Japonya’daki karayollarının toplam uzunluğu 1.098.900 kilometredir. Bu yolların ancak % 65’i asfalttır. Demiryollarının uzunluğu ise 26.000 km civârındadır. Demiryolu ulaşımı Japonya’da kara ulaşımından daha önemli rol oynamaktadır. Sür’at ve yer altı trenleri meşhurdur.

Deniz ulaşımı, ada devleti olduğu için gelişmiştir. Birçok limandan dünyânın her tarafına seferler düzenlenmektedir. Ticâretin büyük kısmı deniz ticâret filosuyla sağlanmaktadır.

Hava ulaşımıJaponya Hava Yolları tarafından sağlanmaktadır. En önemli hava limanları olan Tokyo ve Osaka milletlerarası hava alanlarıdır. Târifeli sefer yapılan 71 havaalanı vardır.

KAMBOÇYA


DEVLETİN ADI: Kamboçya Halk Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ: Phnom Pehn
YÜZÖLÇÜMÜ: 181.035 km2
NÜFUSU: 8.974.000
RESMİ DİLİ: Kheme Dili ve Fransızca
DİNİ: Budizm
PARA BİRİMİ: Kamboçya Riyali

Çin Hindi Yarımadasının güneybatı kısmında yer alan bir devlet. Güney kıyısında Siyam Körfezi, kuzeyinde ve doğusunda Vietnam, batısında Tayland bulunur.

Târihi

On dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar çeşitli adlar altında krallık olarak yaşayan Kamboçya, Ortaçağda bir süre Moğolların, Tayların ve Vietnamlıların hâkimiyetinde kaldıktan sonra 1863’te Fransız hâkimiyetine girdi. 1954 yılında Kral Norodom Sihanuk’un önderliğinde bağımsızlığına kavuşmuştur. 1968’de bütün yetkileri eline alan Sihanuk 1970’de bir darbe ile yönetimden uzaklaştırılmıştır. Yerine geçen Mareşal Lon Nol, Kamboçya Krallığına Kahmer Cumhûriyeti adını vermiş ve ABD ile anlaşma yaparak, yakın ilişkilere girmişti. Kamboçya’nın komşuları ile araları bozulunca Kuzey Vietnamlılar ve Vietkonglularla savaşmak üzere ülkeye Amerikan Birlikleri gelmiştir. Bu birlikler 1975 yılında çekilmişlerdir.

Bunu tâkib eden iç savaşta, Çin’e sığınan Sihanuk, Pol Pot yönetimindeki Kızıl Kmerleri 1975’te destekleyerek ülkeyi komünist rejim getirdi ve aynı yıl kabul edilen anayasa ile Demokratik Kamboçya Devleti kurulmuş oldu. Komünist rejim, iki milyona yakın insanı kırsal kesime sürdü ve çok sayıda insanın ölümüne sebeb oldu. Vietnam birlikleri 1979’da Kamboçya’yı işgal ederek Sovyet yanlısı Heng Samrin’i hükûmetin başına geçirdiler.Yeniden başlayan iç savaş yüzünden binlerce Kamboçyalı yeniden Tayland’a sığındı. İç savaşa kapsamlı bir çözüm getiren anlaşma 23 Ekim 1991’de Paris’te imzâlandı. 1992’de Yüksek Ulusal Konseyi basına özgürlük tanıma ve siyâsî partilerin kurulmasına izin verdi.Tarafların antlaşma koşullarına uyup uymadıklarını denetlemek ve seçimler için hazırlıkları yürütmek için Birleşmiş Milletler Geçici Kamboçya İdâresi (UNTAC) kuruldu. Kızıl Khmerlerin UNTAC’la işbirliği yapmaya yanaşmaması taraflar arasında çatışmalara sebeb oldu. Bugün Kamboçya, Birleşmiş Milletler Teşkilâtının üyesidir.

Fizikî Yapı

Kamboçya genelde düz bir ülkedir. Ülkenin ortasında Tonle Sap Ovası ve gölü, kuzeyinde Phanom Dong Rak Dağlarını içine alan sıradağlar, güneybatısında Cardamon Dağları, doğusunda ise Mandalkiri Yaylası bulunur. Mekong Irmağının bir kolu Tonle Sap Gölüne dökülür. Mekong Irmağı ülkenin doğu kesimini boydan boya geçer. Yazın bu ırmak ve kolları taşar. Tonle Sap Gölünde su seviyesi yükselerek büyük bir alan sular altında kalır. Gölün yüzölçümü 3100 km2den 10.400 km2ye çıkar.

İklim

Ülke iklimi Muson rüzgarlarının ve yağmurlarının etkisi altındadır. Kasım ayından mayısa kadar olan sürede iklim genelde kuraktır. Yıllık yağış ortalaması Cardumum Dağlarında 6350 mm, Büyük Yaylada ise 1550 milimetredir. Sıcaklık ortalaması 20-36°C arasında değişir.

Tabiî Kaynakları

Bitki örtüsü ve hayvanlar: Yıllık yağışların yüksek olduğu dağlar ve platolar, yaprak dökmeyen tropikal ormanlarla kaplıdır. Alçak kesimlerde ve kurak alanlarda ise yaprak döken ormanlar ve savanlar bulunur. Kıyı kesiminde ise Mangrov Ormanları yer alır.

Ülkenin büyük kısmı ormanlarla ve savanlarla kaplı olması sebebiyle, fil, kaplan, leopar, ayı ve timsah gibi birçok yabanî hayvanlar bulunur.

Mâdenler:

Ülkede demir, fosfat, manganez, altın ve kömür yatakları varsa da, teknik ve ekonomik güçlüklerden dolayı bu kaynaklardan yeterince faydalanılmaz.

Nüfus ve Sosyal Hayat

8.974.000 olan ülke nüfûsunun % 85’ini Kmerler meydana getirir. Bunun yanı sıra azınlık olarak Çinli ve Vietnamlılar vardır. Ülkede az sayıda Avrupalı, Hindli, Taylandlı ve çeşitli kabilelere mensup kişiler vardır.

% 90’ı köylerde yaşayan nüfûsun kalabalık olduğu yerler Mekong ve Tonle Sap havzalarıdır. Ülkenin başlıca önemli şehirleri arasında başşehir Phnom Pehn ve Battambang yer alır.

Halkın büyük kesimi Budizmin kolu olan Theravada inancına bağlıdır. Halkın kullandığı ve resmî dil Kmer dilidir.

Eğitim:

1975 yılına kadar kapalı kalan okullar, aynı yıl Mayıs ayından îtibâren marksist bir eğitime başlamıştır. Halkın yaklaşık % 50’si okuma yazma bilmemektedir. Ülkede 10 üniversite ve 6000 civârında ilk ve orta dereceli okul vardır.

Siyâsî Hayat

Komünist bir rejimle idâre edilen ülkede, halk tarafından beş yıl için seçilen 250 üyeli Halk Temsilciler Meclisi bulunur. İç ve dış politikayı belirlemek, üç kişilik devlet presidyumunu, Bakanlar Kurulunu seçmek, halk mahkemesini tayin etmek görevi de aynı meclisindir.

Ekonomi

Ekonomi daha çok tarıma dayalıdır. 1970-1975 ve 1979-1982 yılları arasında sürekli askerî mücâdeleler olduğu için ekonomi duraklamıştır. 1975 Nisanından îtibâren zirâî bir programın uygulanmasına başlanmıştır. Ekonominin bütün sektörleri devletleştirilmiştir ve devlet tarafından kontrol edilmektedir.

Tarım:

Ülke ekonomisi tarıma dayanır. Yetiştirilen tarım ürünleri arasında başta pirinç ve kauçuk gelmektedir. 1970 yılına kadar pirinç ihracatcısı olan Kamboçya, günümüzde pirinç ithal etmektedir. Tarıma elverişli olan topraklar, ekilen topraklardan daha fazladır. Fakat modern tarım aletleri kullanılmadığı için, ekilen alanlar azdır.

Ekilen arâzinin % 80’i pirinç üretimine ayrılmıştır. Pirinçten sonra en fazla üretilen ürün kauçuktur. Bunlardan başka şeker kamışı, patates, yerfıstığı, mısır, tütün ve manyok yetiştirilir.

Ormancılık:

Ülke toprakları gür ormanlarla kaplı olmasına rağmen, orman sanâyi gelişmemiştir. Yıllık ortalama 260.000 metreküp kereste üretilir. Tomrukların nakliyesi ırmaklar vâsıtasıyla yapılır.

Balıkçılık:

Ülke halkının beslenmesinde balığın önemli yeri vardır. Daha çok tatlı su balığı avlanır. Ülkenin balık ezmesi ve balık sosları dünyâca meşhurdur. Yakalanan balığın ancak % 10’u dışarıya satılır.

Sanâyi:

Ülkenin sanayisi besin, tekstil ve kereste sanâyiine dayanır. Ayrıca çam işleyen, traktör ve kamyon montaj fabrikaları, çimento, lâstik ve şeker fabrikaları da vardır.

En büyük sanâyi merkezi Phnom Penh, Kampong Som ve Kampong Cham’dır.

Ticâret:

Kamboçya dışarıya kauçuk, balık, kereste, mısır, pamuk ve hayvânî ürünler satar.

Dışardan ise makina, mâden, tekstil ürünleri ve diğer işlenmiş ürünler satın alır. Kambçoya’nın ticâret yaptığı başlıca ülkeler Hong-Kong, Fransa, Çin, Singapur ve Vietnam’dır.

Ulaşım:

Kara ulaşımı 13.500 km’lik karayolları ve 655 km’lik demiryollarıyla sağlanır. Karayollarının ancak % 20’si asfalttır. Ulaşımın büyük kesimi Mekong Irmağının ulaşıma açık kesiminde yapılır. Chnang en büyük nehir limanıdır. Kampong Som ise okyanusa açılacak gemiler tarafından kullanılan önemli bir limandır. Milletlerarası havaalanı vardır.

KATAR


DEVLETİN ADI: Katar Devleti
BAŞŞEHRİ: Doha
YÜZÖLÇÜMÜ: 11.427 km2
NÜFUSU: 520.000
RESMİ DİLİ: Arapça
DİNİ: İslâmiyet
PARA BİRİMİ: Katar Riyali

Arabistan Yarımadasının doğusunda, Basra Körfezine uzanan bir yarımada üzerinde kurulmuş bir ülke. Batısında Bahreyn Körfezi, güneyinde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri yer alır.

Târihi

Katar’ın târihi çok yenidir. Sami ırkından olan körfez halkı, İslâmiyetin yayıldığı yıllarda bütün Arap Yarımadası ve çevre yöreler halkı gibi İslâmiyeti kabul etmiştir. Katar, uzun yıllar bölge aşiret beylerinin emri altında yönetilmiştir.

Arap Yarımadasının Osmanlıların hâkimiyeti altına geçmesinden sonra, bâzan İran Safevîlerinin, bâzan Osmanlıların bâzan da Kaçarların egemenliği altına girmiştir. İngilizlerin Hindistan’a yerleşmelerinden sonra Katar Şeyhliği ile bir antlaşma yaparak, Katar dış işlerinde İngiltereye bağımlı iç işlerinde serbest bir ülke olmuştur. 1971’de İngilizlerin Basra Körfezinden çekilmesiyle diğer şeyhliklerle kurulan federasyona katıldı ise de aynı yıl federasyondan ayrılarak 1972’de bağımsızlığını ilân etti. Ülke hâlen şeyhlerin idâresi altındadır.

Fizikî Yapı

Ülkenin güneyini çöller kaplar. Kuzey kısmında ise otlaklar bulunur. En yüksek noktası batı kıyılarında yer alan kireç taşı tepecikleridir. Bu tepeciklerin yüksekliği 76 m kadardır. Kıyılarında alçak burunlar, dar körfezler, tuz yatakları ve mercan kayaları bulunur. Ülke sınırları içinde göl ve akarsu yoktur. Su ihtiyacı kuyulardan ve arıtma tesisleri vasıtasıyla denizden elde edilir.

Tabiî Kaynakları

Ülkede çöl iklimi hüküm sürdüğünden bitki örtüsü yok denecek kadar azdır. En önemli bitki toplulukları otlaklar ve çöl çalılarıdır. Ülkenin en önemli mâden kaynağı petrol kaynaklarıdır. Ayrıca sabkha adı verilen tuz yatakları bulunur. Kıyılarından bol miktarda inci çıkarılır.

İklim

Katar’da çok sıcak ve kurak iklim hüküm sürer. Yaz aylarında sıcaklığın 49°C’ye kadar çıktığı görülür. Kışın ise yağışlar sayesinde hava biraz serinler, fakat soğuk olmaz.

Nüfus ve Sosyal Hayat

520.000 nüfûsa sâhib olan ülkede, halkın büyük bir çoğunluğu başşehir Duha ve çevresinde yaşar. Nüfûsun % 73’ünü Araplar, % 20’sini İranlılar, % 7’sini Pakistanlılar meydana getirir.

Ülke halkının hemen hepsi Müslümandır ve büyük çoğunlukta Arapça konuşulur. Katar’da ilköğretim ücretsiz ve meburîdir. Okur-yazar oranı % 74,7’dir. Yetişkinlerin büyük çoğunluğu okuma-yazma bilmez. Yabancı ülkelerdeki üniversitelerde 2000’e yakın Katarlı öğrenci öğrenim görmektedir.

Siyâsî Hayat

Katar Şeyhi yönetimin mutlak hâkimidir. Bugünkü şeyh ise, Halife bin Ahmet es-Sani’dir.

Ekonomi

Ülkenin en önemli kaynağı petroldür. Petrol, Katar’ı yoksulluktan kurtarmış, refah bir memleket hâline getirmiştir.

Tarım:

Eskiden Katar’da sulama yetersizliği sebebiyle tarım yapılamıyordu. Fakat bugün modern usûllerle sebze üretimi yapılmakta, hattâ ihrâç edilmektedir.

Çiftliklerin çoğunluğu Katarlılara âit olmasına rağmen Filistinliler tarafından işletilmektedir. Tarım ilâçlaması, tohumlama, rüzgâr kesici ağaçların dikilmesi, toprağın sürülmesi, Tarım Bakanlığı tarafından ücretsiz yapılmaktadır.

Sanâyi:

Petrolün bulunması ülkede hayat seviyesini yükseltmiş, aynı zamanda gübre ve çimento sanâyiinin gelişmesine yol açmıştır. İnşâat sanâyii çok gelişmiştir. Ayrıca petrol işletme tesisleri ve rafineriler de bulunmaktadır.

Ticâret:

Dışarıya en fazla petrol ve petrol ürünleri satar. İhrâcâtın % 95’ini ham petrol, geri kalanın büyük bir bölümünü tabiî gaz meydana getirir. Ayrıca dışarıya amonyak ve sebze de satar. Dışarıdan ise gıda maddeleri dâhil, birçok tüketim maddesi alan Katar’ın en fazla aldığı ürünler motorlu araçlar ve özel otomobillerdir. Genelde ticâretini Japonya, İngiltere, Hollanda, ABD, Fransa ile yapar.

Ulaşım:

Ülkede 2000 km uzunluğunda karayolu vardır. Demiryolları ise gelişmemiştir. Hava ulaşımı Körfez ülkelerinin ortak hava yolları olan Gulf-Air tarafından sağlanır. Doha Havaalanı en önemli havaalanıdır.

Deniz ulaşımı ise Um Said ve Doha limanlarından sağlanır.







 
 

ormela.tr.gg
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=